-
Yazalım! Dedi heyecanlı heyecanlı.
Uzun zamandır
böyle heyecanlı görmemişti onu. Gözlerindeki ışıltı uzun bir seyahatten dönen
eski bir dost gibiydi. Haklıydı. Konuşmakla anlaşılamıyordu kişisel trajediler.
Konuşmak tartışmalara gebe kalıyordu. Tartışmalar kılı kırk yarılarak kurulan
cümleleri bir daha ikiye bölüyor, ikinci kısımlar da hep eksik kalıyordu. Hızını
alamayan baltalar kelimeleri yarıp kalplerde de ufak yarıklar açıyordu.
Gömdüler savaş baltalarını, can suyunu da vermediler. Bahara kadar çürüyüp
gitsinler diye toprak altında. O an farkına vardı, o gözlerindeki ışıltı yeni
bir şey değildi. Kana bulanmış baltalardan yansıyan ışık gözlerini almıştı. Her
zaman havadaydı baltalar cümleler yarıya gelsin diye beklerlerdi. Giriş
biliniyordu, gelişme sadece teferruat ve sonuç aşikar. Dinlemeye ne hacet.
-Tamam,
yazalım. Dedi.
Yazmaya
başladılar dünyanın iki ucundaki noktalar gibi. Birbirinden habersiz, çok da
umursamadan. Aynı hikayenin farklı çevirileri gibi, iki taraflı çeviri. İyi
gelmişti yazmak; tamamlanış cümleler, konular da sıralıydı. Kelimeler de
memnundu durumdan.
Akrep ile
yelkovan tekrar kavuştuğunda karşı karşıya geldiler. Silahsız ve insaniyet
çerçevesinde. Aslında tüm sorunu tamamlanamamış bir yap boz çıkarmıştı. Eksik
parçalar vardı. Neredeydi bu eksik parçalar? O ana kadar geldikleri yolu geri
gitmek zorundaydılar. Mutlaka bir
yerlerde düşmüş olmalıydılar. Herkes kendine göre kelimelerle çizdikleri
haritalarını aldılar, yola koyuldular.
Büyük yol kat
ettiler geri geri. Ortak noktadan farklı menzillere giden yolları hiç
kesişmemişti. Bazı anılar tazelendi, silinmişlerin hatıraların üzerinden
geçildi. Kayıp parçalar yoktu ortalıkta. Köşe bucak tüm ortak geçmiş didik
didik edildi. Elleri boş ve mahkum geri geri gittikleri yolu tekrar geri
gideceklerdi. Hiçbiri eli boş dönmeyi kendine yediremedi. Birer kopyasını
aldıkları parçaları eksik resme baktılar uzun uzun. Detaylar da eksik yoktu,
esas karakterler belli olmuyordu resimde. Hafızalarında da kopya
hazırlamamışlardı. Uzayan hafıza zorlamaları da fayda etmedi. Eller vardı
resimde; hani şu çorak tene baharı getirenlerden. Kış gelince ayaz rüzgarlara
karşı kalkan olan kollar vardı, sardıkça uzayanlardan. Kokusundan sarhoş eden
bir boyun vardı, kendini kaptırınca ormanın derinliklerine sürükleyen büyülü
olanlardan. Derinlere sürüklendikçe daha derin uykulara daldıran, uyanılmak
istemeyenlerden.
Yüzler eksikti
sadece. Hatırlamaya çalıştıkça daha da unutmaya başladılar. Ellerinde
kalanlarla yetinmeliydiler. Sonuçlar genelde aşikar olurdu ama
düşünememişlerdi. Onu tüm tehlikelerden koruyacak orman gün gelip de onu ondan
edebilirdi. Düşünememişti işte. Geçmişin gedikleri geçmişte dolmalıydı, şimdi
ne yapılsa kar etmez. Bir karar verilmeliydi; ya geriye kalanlarla yetinilecek,
eksik ve gizelimli bir resimle, yada görebildiği tüm renklerle yeni ve tam bir
resim yapacaklardı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder