10 Temmuz 2012 Salı

Resim...


-         Yazalım! Dedi heyecanlı heyecanlı.

Uzun zamandır böyle heyecanlı görmemişti onu. Gözlerindeki ışıltı uzun bir seyahatten dönen eski bir dost gibiydi. Haklıydı. Konuşmakla anlaşılamıyordu kişisel trajediler. Konuşmak tartışmalara gebe kalıyordu. Tartışmalar kılı kırk yarılarak kurulan cümleleri bir daha ikiye bölüyor, ikinci kısımlar da hep eksik kalıyordu. Hızını alamayan baltalar kelimeleri yarıp kalplerde de ufak yarıklar açıyordu. Gömdüler savaş baltalarını, can suyunu da vermediler. Bahara kadar çürüyüp gitsinler diye toprak altında. O an farkına vardı, o gözlerindeki ışıltı yeni bir şey değildi. Kana bulanmış baltalardan yansıyan ışık gözlerini almıştı. Her zaman havadaydı baltalar cümleler yarıya gelsin diye beklerlerdi. Giriş biliniyordu, gelişme sadece teferruat ve sonuç aşikar. Dinlemeye ne hacet.

-Tamam, yazalım. Dedi.

Yazmaya başladılar dünyanın iki ucundaki noktalar gibi. Birbirinden habersiz, çok da umursamadan. Aynı hikayenin farklı çevirileri gibi, iki taraflı çeviri. İyi gelmişti yazmak; tamamlanış cümleler, konular da sıralıydı. Kelimeler de memnundu durumdan.

Akrep ile yelkovan tekrar kavuştuğunda karşı karşıya geldiler. Silahsız ve insaniyet çerçevesinde. Aslında tüm sorunu tamamlanamamış bir yap boz çıkarmıştı. Eksik parçalar vardı. Neredeydi bu eksik parçalar? O ana kadar geldikleri yolu geri gitmek zorundaydılar. Mutlaka  bir yerlerde düşmüş olmalıydılar. Herkes kendine göre kelimelerle çizdikleri haritalarını aldılar, yola koyuldular.

Büyük yol kat ettiler geri geri. Ortak noktadan farklı menzillere giden yolları hiç kesişmemişti. Bazı anılar tazelendi, silinmişlerin hatıraların üzerinden geçildi. Kayıp parçalar yoktu ortalıkta. Köşe bucak tüm ortak geçmiş didik didik edildi. Elleri boş ve mahkum geri geri gittikleri yolu tekrar geri gideceklerdi. Hiçbiri eli boş dönmeyi kendine yediremedi. Birer kopyasını aldıkları parçaları eksik resme baktılar uzun uzun. Detaylar da eksik yoktu, esas karakterler belli olmuyordu resimde. Hafızalarında da kopya hazırlamamışlardı. Uzayan hafıza zorlamaları da fayda etmedi. Eller vardı resimde; hani şu çorak tene baharı getirenlerden. Kış gelince ayaz rüzgarlara karşı kalkan olan kollar vardı, sardıkça uzayanlardan. Kokusundan sarhoş eden bir boyun vardı, kendini kaptırınca ormanın derinliklerine sürükleyen büyülü olanlardan. Derinlere sürüklendikçe daha derin uykulara daldıran, uyanılmak istemeyenlerden.

Yüzler eksikti sadece. Hatırlamaya çalıştıkça daha da unutmaya başladılar. Ellerinde kalanlarla yetinmeliydiler. Sonuçlar genelde aşikar olurdu ama düşünememişlerdi. Onu tüm tehlikelerden koruyacak orman gün gelip de onu ondan edebilirdi. Düşünememişti işte. Geçmişin gedikleri geçmişte dolmalıydı, şimdi ne yapılsa kar etmez. Bir karar verilmeliydi; ya geriye kalanlarla yetinilecek, eksik ve gizelimli bir resimle, yada görebildiği tüm renklerle yeni ve tam bir resim yapacaklardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder