14 Ocak 2013 Pazartesi

Pazartesi...


Günlerden bir gündü. Adının bir önemi yok, herhangi biri işte. Hepsi aynı ve zaten topu topu yedi tane vardı. Sanki ömür bir haftadan ibaretti. Her şey bu yedi günde oluyor ve gerisi ise sadece tekrardan ibaretmiş gibi. Bir çarşamba günü. Daha önce de çarşambalar oldu salılardan sonra ve gün gibi aşikar ardından perşembenin geleceği. Adını duyduğunda bile öncekilerden kalanları anımsatıyordu ona. Bu sebeptendi belki de her pazartesiyi buruk yaşardı kendi kendine. Bir pazartesi günü. Onun üzerinde farklı bir şekilde gösteriyordu kendini pazartesi sendromu. Bir bardak suydu içinde alevsiz yangınlar çıkaran. Duvara çarparak yüzüne gelen bir toptu vücudunu en uç noktalarına kadar sızlatan. Yüzünde patlayan bir tokattı, bir kerede olgunlaştıran. Bir bardak su, bir plastik top, bir tokat. Birçok manaya gelebilirdi pazartesi.  Ve okul, o hiç sevmediği yer. Sivrilen, parlak zekaların yontulup standarda indirgendiği yer. Söyleneni yaptığında, makineleştiğinde ve mantık vasfını yitirdiğinde sıkıntı yaşanmayan yer. Söylenenler doğruydu, aksini iddia etmenin imkanı pek bulunmazdı. Altı katlı bir beton yığını fabrika, evrimini tamamlayamamış bir ülkeye sadık vatandaşlar üretiyordu. Doğrular ve yalnışlar vardı. Nedenleri ise genellikle çelişkili. Duvarlarını ne kadar sıcak renge boyasalar da üşütüyordu insanı. Tam anlayamadığı bir sebepten dışarı gönderilmişti yine yalnızlığının ısınma turlarını atması için. Farkında olmasa da yakında oyuna dahil olacaktı. İlk o an hissetti beynindeki tırtıkları varlığını ve giderek büyüdüğünü birgün kadınları sakalından daha fazla rahatsız edeceklerini bilmeden. O zaman farketti hergün yanında geçtiği parmaklıkları. Demirden, soğuk ve paslı parmaklıklar. Ne tarafa dönse onları görüyordu. O perdenin kalktığı anlardan biriydi. Zıııırrrrrrr...! İrkildi birden. Bahçeye mavi bir dalga vurdu. Her tarafa yayıldı. Beraberinde uyarılar, direktifler, komutlar getirdi. Artık tek gördüğü beton, demir ve maviydi. O günden sonra her zaman bir şeyler eklemeye çalıştı üzerindeki maviye. En azından 1987 üretimi serinin numunelik bir modeli olarak, ufak da olsa yanında oturan Serkan’dan bir farkı olsun istedi. Serkan’ın da böyle düşünmesini çok isterdi, Mert’in yada Hakan’ın da. Kışın habercisi olan bir sonbahar havası sardı bahçeyi. Bir rüzgardır esti, dalında sarardı yeşil. Tüm maviler buz oldu gözünde. Mavi, tırtıklı ve sarı bir kar tanesidir tenine konan. Pazartesileri soğuktur.