12 Nisan 2014 Cumartesi

Bay Kimliksiz ve Kişisel Sayıklamaları - Köpük.....



Ev... Bu hengamede zaman almıştı kendini bulması. Bulduğunu zannetti bazı bazı ama kahverengi köpükler bulanıklaştırıyordu sularını. O anda farkına vardı. Dikiz aynaları gibi kahverengi köpükler, mahallenin yaramaz çocuklarının hava kararınca kendilerine has heyecanlı hınzırlıkları esnasında yönü kaymış. Görmek istemediğin yerleri gösteren aynalar, gözüne sokar gibi... Tiksindiğin şarkıları ezbere söylerken kendini yakalamanın verdiği kendinden nefret etme hissi ile zaten geç kaldığını bilip yine de yetişecekmiş gibi koştuğun,  arkasından bakarken suratına yapıştırdığın maske gibi sahtelik ile karışık bir ruh hali gelir çöreklenir üzerine. Yağmur yağsın istersin. Dışarıdaki güruha biraz daha yaklaşmak için gittiğin duraklar gelir aklına o zamanlar. Yağmur yağsın istersin, bir nebze olsun onlara karışmak isteği doldurduğunda içini. Yağmurdan kaçanlar sana gelir, iyi hissedersin. O mırıldandığın şarkıların fonunda aksın dursun istersin. Yağmur fahişe şehrin orospularını kırklarken köpürerek yükselir duyduğun saygı ıssız sokakların post-modern duvarlarında sabahlayanlara.

En iyi ihtimalle küllükte sigarasını söndürecek yer bulamadığı anlarda, en kötü ihtimalle de izmarite dayanmış yangının parmaklarını yakmaya başladığı zamanlarda aklına gelirdi bu düşünceler... Yağmur koklardı havada ama yağmazdı hiçbir zaman. Hep geç kalırdı. Kuru kuru mırıldanırken şarkı söyleyen şairin şarkılarını duman daha da bulanıklaştırırdı köpüklenmiş, bulanık ve tek renk ufukları. Her nasılsa karanlık eşdeğer geliyordu köpürmüş ufuklara. O anlarda hatırlardı yine, karanlığın huzurlu sonsuzluğunu, tutsakları özgür bırakan şarabı, böceklerin tanrısını ve adaletli olmaya mecbur olmayan Azil'in tanrısını ve manayı bulamayanı göğüs kafesinde bir et parçası ile canlı canlı çürümeye mahkum eden o tanrıyı...