Herkes
yerini almıştı salonda. Heyecan dorukta oyunun başlamasını bekliyorlardı.
Seyirci kusursuzdu. Aynı oyunu belki de onlarca defa izlemişlerdi. Perde açıldı
açılabildiği kadar açıldı ve kadın oyuncunun çığlıkları ile oyun başladı.
Seyirci her zaman olduğu gibi aynı sevinçle karşıladı perdenin açılışını.
Oyuncular tam yerlerindeydi ve rollerine iyi çalışmışlardı. Kendilerine olan
güvenleri duruşlarından belli oluyordu. Sonra o girdi sahneye ağlayarak,
gözleri kapalı. Gözleri açık tüm oyuncular sevinç duygusunu o kadar iyi
verdiler ki seyirci oldukça etkilendi. İlk alkış koptu, salon çınladı. Alkış
biraz erken geldi. Halbuki oyun daha yeni başlamıştı. Bu pek olağan değildi.
Seyirci de inceden bir tuhaflık olduğunu sezdi ama fazla düşünmeden seyre devam
etti. Asıl itibariyle bitmek üzere olan bir öyküyü biraz da uzatmak için
gelmişti sahneye buraların yeni bir yüzü olarak. Öykü son demlerini yaşayan bir
birlikteliğin ana karakterlerini ayrılmaktan kurtarmak için geldin. Bakışları
ona çevirdiklerinde içlerini dolduran lavlar gözlerinden taşardı ama başka yöne
çevrildiğinde soğuk kuzey rüzgarları savururdu. Öyküye araç olarak gelmişti ama
artık amaç olmuştu. Ondan beklenenler oldukça yüksekti. Seyirci de bu yeni
yüzün performansını merak eden gözlerle izliyorlardı oyunu. Ağzından çıkan ilk
kelimeler büyük heyecanla dinlemişlerdi. Aynı heyecan onun için de geçerliydi.
Sahneye ilk çıkışı, kendi sesini ilk duyuşuydu. Biraz erken başlamıştı sahneyi
adımlamaya. Bu beklenmedik durum şaşkınlıkla karışık bir neşeye sebep oldu
salonda.Seyirci bu oyunu daha önce defalarca seyretmişti ama yeni oyuncular
görmeyi severlerdi. Diyalogları oyuncular kadar iyi bilirler. Bir değişiklik
olduğunda hemen tepki verirlerdi. Metin o kadar iyi yazılmıştı ki, değişikliğe
gerek yoktu zaten. O daha ilk adımlarını atarken birinci perde sona erdi.
Ondan önce sahneye çıkanlar kadar iyi bir performans sergilemişti. Büyük beğeni
topladı. Kalabalık ikinci perde için sabırsızlıkla bekliyordu. Onları daha
fazla bekletmeden ikinci perde başladı. Yeni oyuncu ilk perdedeki adımlarıyla
heyecanını biraz bastırmış halde sahneye çıktı. Öykü aynı seyrinde devam etti
bir süre. Birden tüm replikleri unutuverdi. Tek bir kelime bile hatırlayamadı.
O anda sahnede tek başına kaldı. Bir ayaz esti sahnede. Soğuk üst üste tokatlar
indirdi yanaklarına. Fakat oyun devam etmeliydi. O da sanki biri kulağına
fısıldamış gibi içinden geldiği gibi devam etti oyuna. ‘Gelenler hiç
gitmeyecek, gidenler hiç gelmeyecek gibi’ kaçıverdi dudaklarının arasından.
Salondan tepki gecikmeden geldi. Metinde böyle birşey yoktu. Durumu toparlamak
için vaktinden önce sahneye atılan diğer oyuncular oyuna devam etmeye
çalıştılar. Kalabalık biraz yatışır gibi oldu fakat o oyunun geri kalanını da
içinden geldiği gibi oynamaya devam edince diyaloglar manasız olmaya başladı ve
daha da kötüsü seyirci hiçbir anlam veremedi. Diğer oyuncular da ne
yapacaklarını bilemez bir halde sahnede kalakaldılar. Sahneye ilk çıktıkları
zamanki heyecanın kat ve kat fazlasını hissettiler. Bütün oyunu berbat etmişti.
Ne hakla metine aykırı davranabilirdi. Sufle isteyebilirdi. Sahnede açık açık
unuttuğunu söylese bile bu durumdan daha az tepki görürdü. Seyirciler bile ona
yardımcı olacak kadar metni bilirlerdi. Daha yeniydi buralarda, anlayış
gösterirlerdi. Ama bunların hiçbiri aklına gelmedi. Sanki o anda kontrolünü
kaybetmişti. Seyirci huzursuzluğunu hemen gösterdi. Salondan ıslıklamalar,
yuhalamalar ve bazı ağza alınamayacak hakaretler duyuldu. Daha içine düştüğü
durumu kavrayamadan ilk adımlarını attığı sahnede bu tepkileri görmek korkuttu
onu. Aslında oyun böyle devam etse, daha güzel olabilir diye düşünmeden
edemedi. Yüzünde korkunun verdiği tedirginlik ile ilk adımların heyecanının
verdiği mutluluk birbirine karıştı. Yerinden fırladı fırlayacak gözleri koltuklarından
sahneye hücum edecek kadar hiddetlenmiş kalabalığın gözleri ile kilitlendi
kaldı.Diğer oyuncular belki daha anlayışlı davranabilirlerdi, ne de olsa oyunda
anne ve babayı oynuyorlardı. Onlar da kalabalığın hiddetinden çekinmiş
olacaklarki onu tuttukları gibi sahneden aşağı attılar. Oldukça sinirli olan
kalabalık onu salonun çıkışına kadar sürüklediler. Artık bu sahnede hiçbir
oyunda yer alamazdı. Haddini aşmıştı, hangi hakla metni kafasına göre
değiştirme hakkını kendinde bulabilirdi. Kalabalığa beklemedikleri, değişik
birşey nasıl sunmaya kalkardı. Dışarı! Dışarı! sloganlarıyla kovuldu o çok
sevdiği sahneden. Sahnede söylediği içinden gelen kelimeler bu sonu ifade
ediyordu. ‘Gelenler hiç gitmeyecek, gidenler hiç gelmeyecek gibi...’