Yavaşça
attığı adımları bir bankın önünde durdu. Güneşin ellerini alabildiğine uzattığı
bir gündü ve ne yaparsa faydasızdı. Kurtulamazdın ansızın bedeninin saran
kollarından.
Fazla da direnmedi, yüzeysel bir durum değerlendirmesi sonunda halkının kıyıma
uğramasındansa onurunu yitirmeyi göze alan bir komutanın şahsına ait
mağrurluğuyla teslim oldu ve kendine bankın boyalı kucağına bıraktı. Uzanmış
eller yüzüne ulaştı ve gevşek bir tebessüm yaydı dudaklarının çevresine.
Yakınlardaki bir diyalog geldi kulağına. Bir kadın sesi; ‘Bugün bir iki kilo
vermişimdir’ diyordu. Ona bir başka bir kadın sesi karşılık verdi; ‘Hakkaten,
bugün yeterince yürüyüş yaptık’ Bakışlarını seslerin geldiği yöne doğru
çevirmesiyle kan beynine sıçradı. Mendilinin altındaki kuşu yokeden bir
hokkabaz gibi kaybetti yüzündeki tebessümü. Yanında biri olsaydı, kuşun nereye
gittiğini merak eden bir çocuk gibi şaşkın bakardı yüzüne. Kendisi de
bilmiyordu tebessüm nereye gitti. Tek fark o tebessüm geri getirilemeyecekti
artık. Yüzünü döndüğü tarafta neredeyse enleri boylarına eşit iki organizma
gördü. Hayli gelişmiş organizmalardı. ‘Bu hale gelene kadar aklınız neredeydi!’
diye mırıldanarak adımlarının dizginlerini saldı.
Parkın derinliklerine doğru yürümeye başladı.
Canı sıkkın olduğunda yaptığı gibi daha önceden yaşadıklarını başkaları
yaşarken görmek onu keyiflendirirdi. Tıpkı bir tohumdan fide, fideden de
meyvenin olması gibi, bir süreç takibi. Sanki bir kabahat işliyormuş gibi
kuytulara sığınmış aşıklar her güzel şeyin bir sonunun olduğundan habersiz
adına gelecek planları dedikleri hayallerini inşa ederlerdi. Harçlarına
öpücükler karıştırırlar ve hiçbir zaman malzemeden çalmazlardı. Heyecanları da
bundandır. İçlerindeki çocuk hala hayattadır. Olgunlaşmak adına
öldürmemişlerdir içlerinde çocuğu, heyecanlarını. İnsan büyüdükçe
acımasızlaşır, gözünü kırpmadan öldürür. Adı olgunlaşmaktır cinayetin, faili
her zaman ki gibi meçhul.
Bugünlerde keser yolunu eski kişisel hikayeler
ve böyle olmadık zamanlarda akla gelir zaman aşımına uğramış davalar. Bir
hayaletle kavga etmek gibidir. Savur yumruklarını, üzerine atıl. Hikaye giderek
daha da soyutlaşır, peri masallarına dönüşür. Zamanı kontrol edersin gece
yarısına ne kadar var diye tutunacak bir örgü saç ararken. Kurbağa öpmeye de
razısındır. Köşeye sıkışmış gibi hissettiğnde cüceleri beklersin yardımına
koşsunlar diye. Farkına varmazsın sonu gelmez. Sen de dahil herkes üçüncü şahıs
olmaya başlar sen masalın sonunu ararken.
Güneş birden çekmişti ellerini yüzünden.
Ağlamasına ramak kalmış bir küçük çocuk gibi ürperdi teni. Geri geri adımlar
atarak gitti güneş. Bulutlar mani olmazsa yine geleceğim der gibi göz kırptı
ufukta kaybolmadan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder