10 Mart 2012 Cumartesi

Hikaye...


Ben: Olmadı, beceremedim.

Kendim: Ne? Neyi? Neden?

Ben: Bilmiyorum, neye sarılsam, gerisi gelmedi. Elimde kaldı neye tutunduysam.

Kendim: Sence neden?

Ben: Sürekli aynı soruları sormayı keser misin?

Kendim: Ha..ha ..ha..ha…Ne kadar da kibarsın!

Ben: Bu gece eğlencen oldum galiba.

Kendim: Her zaman öyleydi, sadece sen yeni fark ettin.

Ben: Düşündüklerimden ve değer yargılarımdan çoğu kişiye eğlence olduğumu biliyorum ama anlayamıyorum. Bu sefer soru sorma sırası bende, sence neden böyle oldu?

Kendim: Sen sürgün kral’ın hikayesini duydun mu?

Ben: Hayır, nedir hikaye? Anlatsana…

Kendim: Hikaye şöyle: 

           ‘Yıkılıyordu saray. Çöküş çoktan başlamıştı, hatta sona ermek üzereydi. Hiçbir kral sarayı başına yıkılmadan kabullenmezdi, o da kabullenmedi. Ne de olsa kralların kaderi değişmezdi, değişmedi. Yıkılırken molozun altında sadece krallar kalırdı ama oradan onu neyin çekip çıkardığını hiçbir zaman hatırlayamadı- çok da üstelemedi. Hep nedenleri sordu kendine. Doğaya karşı durmasıymıydı çöküşü getiren. Hiç topraklarını genişletmeyi düşünmedi. Daha sahip olduklarına doyamadan başka güzellikleri aramak kimin aklına gelirdi. Bir erkek daha karısının güzelliğine doyamadan nasıl olur da baba olmayı aklına getirir. (Evet, fazla insana özgü bir durum). Olanlar olduktan sonra daha iyi bağlanabiliyor nedenler ve sonuçlar. Neden; doğa kanunlarını çiğneme girişimidir. Sürekli değişim halinde olan olgunun bir parçası olarak değişimi reddetme ve bütünün geri kalanını değişmeme konusunda kışkırtmak. Kral ne kadar yüksek ve kalın duvarlarla çevriliymiş meğer. Duvarın üzerine yıkılma ihtimalini hiç düşünememişti. Amaca odaklanmıştı ve alternatif sonuçların aklına gelme lüksü yoktu. (İleri derece hayalperestlik, tehlikeli). Yıkmaya çalıştığı duvarlar bir anda sarayının duvarları oluvermişti. Başına yıkılırken farkına vardı. Kralların kaderi değişmez hiçbir zaman. O gün geldiğinde arkasını dönüp korumaya çalıştığı güzelliklere baktığın da pek de bir şey kalmadığını görecekti. Eskiden saray olan molozun altında sadece krallar kalır. Artık parmağındaki saltanat yüzüğünün de bir değeri kalmamıştır. Bir metal parçasıdır artık ve çok fazla olmasa da sadece maddi değer ifade eder.
            Giyebileceği  en büyük hüküm giydirilmiştir. Sürgün gideceği yeri bile bilmeyen eski bir hükümdar, tarih kitapları böyle yazacaklardı hakkında. Hükmüne şöyle bir not da düşülmüştü; ‘Artık sıradan biridir, halk yığınlarına karışmalıdır’. Bu üstü  kapalı bir idam cezasıdır.’

Ben: Hımmm... Trajik.

Kendim: Evet, trajik…kaçınılmaz…

Ben: Sonra ne olmuş peki?

Kendim: Kralın yolu bir kaptanla kesişmiş.

Ben: Kaptan mı? O da nereden çıktı? Kralla ne alakası var?

Kendim: O okuduğun kitaplar ne işe yarar, söyler misin? Raflara dizmekle olmaz. 

Ben: Bunları daha sonra tartışırız, sen hikayenin devamını anlatsana…

Kendim: Tamam, tamam. Anlatıyorum. Kaptanın kaderi kralinkine benzer aslında.

‘Gemisine dolan su onu da içine çekmeye başlayana kadar batmak uzak ihtimaldir. Karşısında durduğu, savaştığı duvarlar değil, dalgalardır. Kral duvarların altında kalır, kaptan da boğuştuğu dalgaların koynuna bırakır kendini. Yine dalgalarla boğuşarak karaya çıkmaya çalışır, kral ise yıkılan duvarların arasından yeni dünyasına, sürgüne….’

Ben: Tamam, anladım ne demek istediğini.

Kendim: Sonra bir yeni yetme seyyah ile karşılaşmışlar.

Ben: Dur, dur. Gerisini ben devam ettireyim

Kendim: Tamam. Hadi bakalım…Sonunda okuduklarından ders çıkarmaya başladın. Seni dinliyorum. Göster bakalım neler öğrendin.

Ben

‘Yolu yarılamıştı hibesindeki deliği farkettiğinde. Sürekli uzayan, sonu gelmez yolların büyüsü kaplamıştı tüm düşüncelerini. Her adım yeni bir heyecandı artık. Doğduğu toprakları terkederken iyi veya kötü yaşanmış ne varsa doldurmuştu hibesine ama terketmenin sadece olumsuzları alıp gitmek olduğunun yeni farkına varmıştı. Hibesindeki delik aslında bir süzgeçti ve sadece güzel anıların düşmesine izin vermişti. Her düşeni toplamak onu terkettiklerine bir adım daha yaklaştıracaktı. O zaman gitmenin ne anlamı kalırdı. Geri dönüp düşenleri aramak mı yoksa hibesinde kalanların gidenlerin tüm izlerini silmesine izin vermek mi? Bir anda yolun tüm heyecanı ve büyüsü kayboldu….’
Kendim: Güzel…Sonunda bir işe yaramaya başladılar. Artık kağıt yığını olmaktan çıkıp, eser adını almaya hak kazandılar. En azından  senin için. Dışarı çıkıp bunu diğerlerine göstermek ister misin?
Ben: Tabiki, neden olmasın?


***********************************************************************


Kendim:  Direnme artık, Kendin yetmezmiş gibi başkalarını da kendi bataklığına çekmeye çalıştın. Merak etme, peşinden başkalarını da sürükleyemeyeceksin. Ölenlerden örnek olmaz, ibret olur. Senin adını duyanlar ibret alacaklar. Senin gibi duvarlara saldırmayacaklar. Yıkmak yerine sevmeye çalışacaklar. Onlar yaşayacak, sen öleceksin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder