Ben: Olmadı, beceremedim.
Kendim: Ne? Neyi? Neden?
Ben: Bilmiyorum, neye sarılsam, gerisi gelmedi. Elimde kaldı
neye tutunduysam.
Kendim: Sence neden?
Ben: Sürekli aynı soruları sormayı keser misin?
Kendim: Ha..ha ..ha..ha…Ne kadar da kibarsın!
Ben: Bu gece eğlencen oldum galiba.
Kendim: Her zaman öyleydi, sadece sen yeni fark ettin.
Ben: Düşündüklerimden ve değer yargılarımdan çoğu kişiye eğlence
olduğumu biliyorum ama anlayamıyorum. Bu sefer soru sorma sırası bende, sence
neden böyle oldu?
Kendim: Sen sürgün kral’ın hikayesini duydun mu?
Ben: Hayır, nedir hikaye? Anlatsana…
Kendim: Hikaye şöyle:
‘Yıkılıyordu saray. Çöküş çoktan başlamıştı, hatta sona ermek üzereydi. Hiçbir
kral sarayı başına yıkılmadan kabullenmezdi, o da kabullenmedi. Ne de olsa
kralların kaderi değişmezdi, değişmedi. Yıkılırken molozun altında sadece
krallar kalırdı ama oradan onu neyin çekip çıkardığını hiçbir zaman
hatırlayamadı- çok da üstelemedi. Hep nedenleri sordu kendine. Doğaya karşı
durmasıymıydı çöküşü getiren. Hiç topraklarını genişletmeyi düşünmedi. Daha
sahip olduklarına doyamadan başka güzellikleri aramak kimin aklına gelirdi. Bir
erkek daha karısının güzelliğine doyamadan nasıl olur da baba olmayı aklına getirir.
(Evet, fazla insana özgü bir durum). Olanlar olduktan sonra daha iyi
bağlanabiliyor nedenler ve sonuçlar. Neden; doğa kanunlarını çiğneme
girişimidir. Sürekli değişim halinde olan olgunun bir parçası olarak değişimi
reddetme ve bütünün geri kalanını değişmeme konusunda kışkırtmak. Kral ne kadar
yüksek ve kalın duvarlarla çevriliymiş meğer. Duvarın üzerine yıkılma
ihtimalini hiç düşünememişti. Amaca odaklanmıştı ve alternatif sonuçların
aklına gelme lüksü yoktu. (İleri derece hayalperestlik, tehlikeli). Yıkmaya
çalıştığı duvarlar bir anda sarayının duvarları oluvermişti. Başına yıkılırken
farkına vardı. Kralların kaderi değişmez hiçbir zaman. O gün geldiğinde
arkasını dönüp korumaya çalıştığı güzelliklere baktığın da pek de bir şey
kalmadığını görecekti. Eskiden saray olan molozun altında sadece krallar kalır.
Artık parmağındaki saltanat yüzüğünün de bir değeri kalmamıştır. Bir metal
parçasıdır artık ve çok fazla olmasa da sadece maddi değer ifade eder.
Giyebileceği en büyük hüküm giydirilmiştir. Sürgün gideceği yeri bile
bilmeyen eski bir hükümdar, tarih kitapları böyle yazacaklardı hakkında.
Hükmüne şöyle bir not da düşülmüştü; ‘Artık sıradan biridir, halk yığınlarına
karışmalıdır’. Bu üstü kapalı bir idam cezasıdır.’
Ben: Hımmm... Trajik.
Kendim: Evet, trajik…kaçınılmaz…
Ben: Sonra ne olmuş peki?
Kendim: Kralın yolu bir kaptanla kesişmiş.
Ben: Kaptan mı? O da nereden çıktı? Kralla ne alakası var?
Kendim: O okuduğun kitaplar ne işe yarar, söyler
misin? Raflara dizmekle olmaz.
Ben: Bunları daha sonra tartışırız, sen hikayenin devamını
anlatsana…
Kendim: Tamam, tamam. Anlatıyorum. Kaptanın kaderi
kralinkine benzer aslında.
‘Gemisine dolan su onu da içine çekmeye
başlayana kadar batmak uzak ihtimaldir. Karşısında durduğu, savaştığı duvarlar
değil, dalgalardır. Kral duvarların altında kalır, kaptan da boğuştuğu
dalgaların koynuna bırakır kendini. Yine dalgalarla boğuşarak karaya çıkmaya
çalışır, kral ise yıkılan duvarların arasından yeni dünyasına, sürgüne….’
Ben: Tamam, anladım ne demek istediğini.
Kendim: Sonra bir yeni yetme seyyah ile
karşılaşmışlar.
Ben: Dur, dur. Gerisini ben devam ettireyim
Kendim: Tamam. Hadi bakalım…Sonunda okuduklarından
ders çıkarmaya başladın. Seni dinliyorum. Göster bakalım neler öğrendin.
Ben:
‘Yolu yarılamıştı hibesindeki deliği
farkettiğinde. Sürekli uzayan, sonu gelmez yolların büyüsü kaplamıştı tüm
düşüncelerini. Her adım yeni bir heyecandı artık. Doğduğu toprakları
terkederken iyi veya kötü yaşanmış ne varsa doldurmuştu hibesine ama terketmenin
sadece olumsuzları alıp gitmek olduğunun yeni farkına varmıştı. Hibesindeki
delik aslında bir süzgeçti ve sadece güzel anıların düşmesine izin vermişti.
Her düşeni toplamak onu terkettiklerine bir adım daha yaklaştıracaktı. O zaman
gitmenin ne anlamı kalırdı. Geri dönüp düşenleri aramak mı yoksa hibesinde
kalanların gidenlerin tüm izlerini silmesine izin vermek mi? Bir anda yolun tüm
heyecanı ve büyüsü kayboldu….’
Kendim:
Güzel…Sonunda bir işe yaramaya başladılar. Artık kağıt yığını olmaktan çıkıp,
eser adını almaya hak kazandılar. En azından senin için. Dışarı çıkıp
bunu diğerlerine göstermek ister misin?
Ben:
Tabiki, neden olmasın?
***********************************************************************
Kendim: Direnme artık, Kendin yetmezmiş gibi
başkalarını da kendi bataklığına çekmeye çalıştın. Merak etme, peşinden
başkalarını da sürükleyemeyeceksin. Ölenlerden örnek olmaz, ibret olur. Senin
adını duyanlar ibret alacaklar. Senin gibi duvarlara saldırmayacaklar. Yıkmak
yerine sevmeye çalışacaklar. Onlar yaşayacak, sen öleceksin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder