5 Mart 2012 Pazartesi

Düşünmek...


Düşünmek...kasılıp gevşemekten karıncalar doğurur beynin sinirleri, sonra rahatlama hissi...İnsanı diğer canlılardan ayıran özellik demişler, düşünmek. Evet, düşünmek ayırır seni diğerlerinden,geri kalanlardan. Onlar yaşarlar, sen ölürsün. Düşünmek ölümü de beraberinde getirir. Kaçınılmaz. Kafanın içinde her geçen gün artan karınca nüfusuyla ölmek. Kemirirler içeriden, dışarıdakiler de pervasızca saldırırlar. Kuşatılmışsındır, teslim olmak işe yaramaz. Zehirlenmişsindir ve yok edilmen gerekir. Başkalarına bulaştırmadan bu bulaşıcı olmayan zehri.  Evet bulaştıramazsın, sadece zaten zehirli olduklarının farkına varmalarını sağlarsın. Düşünce farkındalığı yaratır. Farkında değilsen sorun yoktur aslında. Sıradışı, acayip yada ilginç biri olarak sınıflandırılırsın. Neden sıradışı, acayip yada ilginç olduğunun farkına vardığında bir rüzgar eser ve tüm toz tabakası uçar, perde kalkar. Karıncalar doğar, çoğalır. Ölürsün.

Düşünemek...Kimi taraf olmaktır der, kimi bertaraf.Taraftarı olduğun düşünmeni istemez, düşünürsün yine dışlanırsın.Organizma kusar seni içinden, rahatlar. Sen büyümeden öldürür seni, sen organizmayı ölüme sürüklemeden yavaş yavaş.Hiçbir taraf kusursuz değildir. En güzel çözüm yolunun sentez olduğunu teoride kabul eder ama pratikte reddeder.Doğa kanunudur çatışma. Çatışma olmadan varlığını sürdüremez. Sen sentez ile tarafların güzelliklerini, doğruluklarını birleştirmeye kalkarsan doğa seni kusar. Kıskançtır çünkü. Şirkten haz etmez, ikinci bir kusursuzu kaldıramaz. Seni var edene karşı gelmiş olursun, şeytan olursun. Tanrı da sevmez ikinci kusursuzu. Çatışma çıkar, savaşlar olur. Ama yalnız sen ölürsün. Hiçbirşey değişmez, tezle antitez kucaklaşmaz. Sen öldüğünle kalırsın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder