9 Aralık 2012 Pazar

Bodrum Katındaki Yarım Elmalar....


İkisi de ağır adımlarla indiler bodrum katındaki daireye. Asansörsüzdü bina. Üst katlarda olsaydı vazgeçebilir, geri dönebilirdi adam. Yorgundu ikisi de. Bütün gece uyumamışlardı. Her ne kadar farklı sebeplerden olsa da. Bitkindiler. Ölüyorum diye düşünmüştü adam o gece. Hafızasındaki her şey birer farede vücut bulmuş cesedini kemirmişlerdi tüm gece. Kadının da çeşitli hayvanlar yalamışlardı vücudunu gece boyu öpmek adı altında. Yorgunlardı yani. İçeri girdiler. Umarsızca çantasını bir kenara fırlatırken kadın adamın girişte öylece kaldığını fark etmemişti. Gelirken birçok şey düşünmüştü hakkında. Yarıda kesiliyordu cümleleri, uzun cümleler kuramıyordu kemirgenlerden arda kalan beyniyle. Önce bir yeni yetme diye düşünmüştü hakkında. Sabaha karşı cesaretini toplamış ve aramıştı onu. Bilmiyordu oysa sabaha kadar şehrin tüm arka sokaklarını dolaştığını. Sonra fikri sürekli değişmişti. Evlenmeden önce provaya gelenlerden biri olduğunu düşündü. Müstakbel eşleri gelinlik provası yaparken onlar yatak provaları yaparlardı. Onlardan biri de değildi. O delikanlılardan biri olduğunu da düşündü. Çevrelerindeki tüm dişilerden kendilerini sorumlu sayan, fahişe olmasınlar diye üzerilerinde terör estiren ama ilk fırsatta kendilerini fahişelerin kollarına atan delikanlılar. Aslında kendi açısından böyle olması daha iyiydi. Onlar olmasa nasıl para kazanabilirdi. Bu onlardan da değildi. Bir tuhaflık vardı bu adamda. Yol boyunca da çok konuşmamıştı zaten. Eve girdiğin de ise boşluğa takılıp kalmıştı bakışları. İçindeki pınarlardan nehirler doğmuş, çağlayanlara dönüşüp seller çıkarmıştı. Geride bir şey bırakmamıştı. Bakışların bir çıkarım yapılamıyordu yani. Evine çağırdığı nadir müşterilerinden biriydi aslında kendisi farkında olmasa da. Özel bir yanı yoktu. Sadece birkaç gündür fazla mesai yapıyordu. Paraya ihtiyacı vardı ve gerekli olanı aşağı yukarı tamamlamıştı. O aradığında eve dönüyordu. Bir iki gün dinlenmeyi ve kendine biraz zaman ayırmayı planlamıştı. Aralarındaki münasebetin nedeni ortadan kalkınca adam gidecek, sıcak bir duşun ardından önce rahat bir uyku çekecekti.

Bodrum katında çok farkına varamasalar da güneş ufuktan göz kırpmaya başlamıştı. Tüm çabalarına rağmen pencereyi tam kapatamamış perdenin aralarından kaçamak bakışlar atıyordu. Memur ayakkabıların geçiş töreni başlamamıştı daha. Biraz hassas bir insan, en azından ruhu kabuk bağlamamış biri kendini kötü hissedebilirdi bu evde. Günün belli saatlerinde üzerinden geçmeleri gerekiyormuş hissi yaratırdı ayak sesleri. Evi kiralarken çok da umursamamıştı bu yanını. Zaten daha çok gündüz uyuyordu. Biraz karanlık olması işine de geliyordu. Karşısındaki ise ayakta duran bir ölü gibi hala orada duruyordu. Farklı bir boyuta geçmiş gibi, çevresinde olan bitenden habersiz duruyordu. Aklında geçenleri merak etmeye kimse engel olamazdı. Kadın da merak ediyordu aklından geçenleri yolda gelirken bu tuhaf adamın numarasını nereden bulduğunu merak ettiği kadar. Hiçbir müdahalede bulunmasa uyandığından onu yine böyle bıraktığı gibi bulacağına neredeyse emindi. Orada değildi. Birisinin bir adım atması gerekiyordu. Onu beklerse uzun süreceğini düşündü ve yanına gitti. Boynundan öpmesi ile dünyamıza geri döndü adam. İdrak etmeye çalışır gibi gözlerini gezdirirken ekseni etrafında kırmızıya boyanmış dudaklar ve bebeklerine maskeler takmış gözler gördü. Dünyaya yeni gelmiş biri gibi daha tam kavrayamadan elinden tuttu adamın ve onu başka bir gezegene sürükledi. Sürüklenirken göze batan değişikliklere sebep oldu terk etmek üzere olduğu gezegende. Ayağı halının kenarını kaldırmış, bacağının sürttüğü sehpadaki örtüyü kırıştırmıştı. Annesi orada olsaydı bir fahişeyle yatmak üzere olmasından önce örtüyü bozdu diye söylenirdi arkasından.

Kadın odaya girdiklerinde adamı hemen girişe bırakmış soyunmaya başlamıştı. Direk olarak zemine konmuş çiftli dağınık bir yatak ve hemen arkasında büyük bir ayna ve hemen karşısında soyunan bir kadın vardı. Aynanın büyüklüğü dikkatini çekti önce. Kapıdan itibaren dikkat etseydi evin birçok yerinde ayna olduğunu fark eder bu ayna daha dikkat çekici olabilir ve sebebini merak edebilirdi. Birden hatırladı neden orada olduğunu. Buraya gelene kadar geçtikleri sokakları, basamakları ağır ağır inişlerini, kenarını kaldırdığı halıyı ve kırıştırdığı örtüyü, annesini. İnsan hafızası tuhaftı işte. Dikkat etmese de her şeyi kaydediyor geri gitmek istediğinde ise tüm yolu önüne seriyordu. Algısı açılmıştı o an. Aslında istediği farklı bir şeydi ama bunu kadına nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Sonuç olarak fahişe olan bir kadın ve onu arayan bir adam aynı odada bulunuyorlardı. Yerine getirilmesi gereken formaliteler vardı. Sonra bu konudan söz açabilirdi belki.

Kadın da çok detaylara düşünmedi soyunurken. Çekmecedeki kondomlardan birini aldı ve adama yaklaştı. Boynundan olmak üzere öpmeye başladı dudağındaki tüm ruju adamın bedenine bırakarak. Onu yatağa çekmek istedi ama çekecek bir gömlek yakası gelmedi eline. Saçları arasında gezinen eli umduğunu bulamayınca aşağıya doğru seyretti. Elinden tuttu yine. Aynı yumuşak üslupla yatağa çekti onu. Adamın boynunun sağındaki kırmızı izlere takıldı gözü bir an. İzlere bakılırsa dudağındaki tüm boyayı geçirmişti oraya. Bunun iyi olduğunu düşündü. Kimisi öpüşürken ağızlarına gelen ruj tadından hoşlanmazdı. Kendilerini vücutları ve zemin arasındaki boşluğa bırakırlarsa somasız yatak sert gelebilirdi. Yavaşça uzandılar üzerine yatağın. Dudakları kenetlenmişti, sadece arada nefes alabilecek kadar boşluk yaratıyorlardı. Hızlı ve seri nefesler. En azından sevişmek için hayatta kalmaları gerekiyordu. Vücutları gerek yataktan gerekse birbirlerinden dolayı soğuk hissettiler en başta. Isılarını dengeledikten sonra dudakları gibi boşluk bırakmayacak şekilde birbirine dolanmıştı. Sırtüstü yatan kadının göğüsleri yayıldığından aralarında pek de bir engel oluşturmuyordu. Yataktaki tek yabancı cisim kadının elindeki hala paketi içinde duran kondomdu. Hem saat itibariyle çok ses çıkaramazdı hem de boğazı ağrıyordu biraz. Tüm gece orgazm taklidi yapmıştı. Adamın boynunun rujsuz tarafında dudaklarını gezdirirken kasıklarında bir hava akımı hissetti. Kasıkları aralanmıştı biraz.  Elindeki paketi adamın sırtında boynundakilerle uyum içinde olan küçük çizikler yapacak şekilde gezdirmeye başladı. Adam fark etmedi. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde formaliteleri halletmek istiyordu. Yorgundu, uyumak istiyordu. Kulağında fısıltı duydu bir an. Kadının elinden paketi aldı ve doğruldu dizleri üzerinde. İki vücut arasında kalmış kutsal asaya geçirdi geciktiricili olmadığını umarak. Kadın da geciktiricili olmadığını bilerek kısa süreceğini düşündü. Uyumak istiyordu kadın. Tüm enerjisini topladı adam ve kadının en bakir olmayan koyunda gelgitlerini hızlandırdı. Kuvveti beline mi yoksa kadının göğüslerinin yanında birer direk gibi duran kollarına vereceği konusunda ikilemde kaldı önce. Kollarını kadının koltukaltlarından geçirip omuzlarından çıkardı parmaklarını ve tüm kuvvetini gelgitlere verdi. Tüm vücudunu saran bir kasılma ile gelgitler durdu. Kadın da geriye kalan son enerjisini kullanarak üzerine çöken vücudu kenara iterken dün gece yaptığı duş alıp yatma planının duş kısmını iptal etti. Kadın bir süre konuşmadı ama ne zaman gideceksin der için göz ucuyla seri nefes alıp veren bedene baktı kafasını kaldırmak için seferber ettiği boyun sinirleri ve biri yarıya kadar açık gözüyle. Güneş doluyordu pencere kenarındaki boşluktan ve yarı açık olan gözünden içeriye. Boynunu da yanan gözünü de daha fazla tutamadı. Bıraktı aradaki mesafenin azlığına güvenerek boşluğa. Adam gitmesi gerektiğini biliyordu ve kadının ona baktığının da farkındaydı. Onun sormasını beklemedi. Biraz uzanıp sonra gideceğini söyledi ama cevap alamadı. Konuşmak istedi. Bir şeyler anlatmak istedi kadına. İlgisini çekmeyecek ve onu uykuya itecek bir şeyler. Zaten ne söylese aynı umursamaz tavırla dinleyeceğini biliyordu. Boşalmasını biraz daha geciktirip onu son enerji damlasına kadar tüketmeyi düşünmüştü. Böylelikle daha kolay uykuya dalardı. Buna gerek yokmuş demek ki. Adamı içine sürüklediği gezegenle bağlantısı kopmak üzereydi. Kadına baktı. Adını sormamıştı, nasıl hitap edeceğini düşündü. Sırtüstü uzandı yine tavan baktı öylece. ‘Bir rüzgar vardı dün gece. Kapıya, pencereye bir alacaklı gibi dayanmıştı. Bağırır gibiydi’ diye mırıldandı. Anlatmak istiyordu. Dudaklarının arasından kaçanların kadının uykusunu da alıp gideceği aklına gelmezdi.

Usulca doğruldu yerinden. Ses çıkarmamaya çalıştı elinden geldiğince. Sokaktan gelip geçen seslere de lanetler okudu içinden. Kadının ürpermiş omuzlarına çekti yüzde yüz pamuktan mavi pikeyi. Yavaş adımlarla tuvalete gitti. Kurumaya yüz tutmuş nesliyle dolu plastiği çıkarıp attı. Aynı sessiz adımlarla geri döndü. Kadın gözünü açmadan ne yaptığını tahmin etmeye çalışıyordu. Giyinip çıkacağını düşündü. Adamın adımları sessizdi, uyuyan birini uyandırmazdı ama uyumayan birinin aklında da birçok ihtimal doğurabilirdi. Adımlar yatağa doğru yaklaştı ve etrafında gezinip usulca yatağın içine girdi. Gitmeyeceğini anladı.

İkisi de bir süre daha uyumadılar. Kadın ne yapacağını merak ediyor adam ise kadının derin bir uykuya dalıp dalmadığından emin olmak istiyordu. Kadın teninde hissetti ellerini. Sarıldı ona adam ama bu dokunuş biraz farklı geldi kadına. Sevişirken dokunduğu gibi değildi. Soğuğun sıcaklığı yayıldı tenine. Bunu fırsat bilip kafasını diğer tarafa çevirdi. Gülümsemesini saklamak için.