Usulca doğruldu yerinden. Engelleyemediği bir huydu bu; sanki o an sonu belirsiz bir yola çıkacakmış gibi kalkar, birkaç saniye sonra öylece geri otururdu. Halbuki biliyordu o kapıda büyülü bir şeyler vardı. O adımı attığında üzerine çığ düşüyordu, sert bir rüzgar yüzünü tokatlıyor, bacakları soğuktan donmuş gibi kıpırdamaz oluyordu. Uzuv kontrolleri en düşük seviyeye çekilir, orada öylece kalırdı. Tüm bu duyguları aynı anda yaşamak yerine ayağa kalktığı anda birkaç saniye olacakları düşünüp orada öylece kalmak yerine öylece yerine geri otururdu. Dalardı gerisin geriye kaçar gibi çıktığı düşüncelerine. Arada perde arasından sokak lambasının altında uçuşan buzdan ateş böceklerine dalardı bakışları başlangıç olarak. Ardından dünyada gidemediği ve kesinlikle gidemeyeceği şehirleri düşünürdü. Bazen dünyanın şehirleri umurunda bile olmazdı. Sadece birkaç yüz kişinin bir türlü terk edemediği bir yer… Eski ile yeninin birbirine karışmış mimarisinin insanının kararsızlığını ifşa ettiği bir yer. Eskinin mat taş evleri umutsuzluğu, yeninin o yapay, ucuz canlılığı biraz daha idare edebiliriz duygusunu haykırsın. Sonu geciktirmek isteyenlerin faydasız çabaları sadece birer yamadan ibaret olsun. Gelecekler yığına karışmaya. Dağlarda eriyen karın usul usul, ince ince akması gibi önce çaylara karışacaklar arından nehirlere ve denizi bulacaklar sonunda. Dipsizde kaybolacaklar. Zaten kaybolmaya gelmiş olacaklar.
Gün
gelecek, sabaha kadar şehri bekleyenler de toplanacak kamplara. Birkaç göstermelik
soru ve ucuz sorgu sahnelerinden sonra kaçınılmaz akıbete yol alacaklar. Akşamüstü
şehrin kan basıncını ölçmeyecekler mutfak pencerelerinden. Sabah ayazında
kumruları duymayacaklar. Işıklarını görüp ısınacaklarını zanneden güvercinlere
o evin şehirdeki en soğuk ev olduğunu anlatmayacaklar. Rahatın, sıcağın
karanlıkta olduğunu anlatmayacaklar, kendilerinin ne gibi bir batakta
olduklarını da. Gözleri açık karanlığa gitmeleri gerektiğini söylemeyecekler onlara,
dışarıya soğuk sızan pencerelerinden. Acele etmeyecekler bunları söylerken.
Artık çok geç olduğunu bildiklerinden çok da uzatmayacaklar. Gerçeğin rüyasını
görürlerse gözlerini açmadan tekrar karanlığa uçmaları gerektiğini söylemeyecekler.
Kafka ismini duymalarının bile zehir olduğundan, her şeyin onun başının
altından çıktığından bahsetmeyecekler. Her geçen gün daha eksildikleriyle
kaldıklarını söylemelerinin de bir faydası olmayacak. Şehrin geri kalanından
bir farkları olmayan kumrular zaten anlamayacaklar bunları ama şehri
bekleyenlerin yangın çıkışı da olmayacak. Pencerelerinin gıcırtısı sabahın
sessizliğini bozacak, ışıkları uyuyan şehrin üzerinden leke gibi gözükecek. Temizlenmesi
gerektiği anlaşılacak o gün. Uykularından vakitsiz uyananların huysuzluğu gösterecek
yerlerini. Siyah elbisedeki beyaz iplik parçası olacaklar. Sessizliği bıçak
gibi bölecek süpürgelerin gürültüsü. O ana kadar zaten olanlardan habersiz
kumrular uçup gidecekler, geri gelmemek üzere. Bir ışık olmayacak onları çeken,
sadece karanlık kalacak geriye.
Dipsize
yitmeye gelenler şanslı olacaklar o gün. Uyuyan şehrin üzerindeki lekeler
onlara yamalarını hatırlatmayacak. Kusursuz karanlığı sunacak onlara şehir. Olan
kumrulara olacak.
