6 Temmuz 2015 Pazartesi

Fotoğraf Okumaları 9 : KARANLIK...






Usulca doğruldu yerinden. Engelleyemediği bir huydu bu; sanki o an sonu belirsiz bir yola çıkacakmış gibi kalkar, birkaç saniye sonra öylece geri otururdu. Halbuki biliyordu o kapıda büyülü bir şeyler vardı. O adımı attığında üzerine çığ düşüyordu, sert bir rüzgar yüzünü tokatlıyor, bacakları soğuktan donmuş gibi kıpırdamaz oluyordu. Uzuv kontrolleri en düşük seviyeye çekilir, orada öylece kalırdı. Tüm bu duyguları aynı anda yaşamak yerine ayağa kalktığı anda birkaç saniye olacakları düşünüp orada öylece kalmak yerine öylece yerine geri otururdu. Dalardı gerisin geriye kaçar gibi çıktığı düşüncelerine. Arada perde arasından sokak lambasının altında uçuşan buzdan ateş böceklerine dalardı bakışları başlangıç olarak. Ardından dünyada gidemediği ve kesinlikle gidemeyeceği şehirleri düşünürdü. Bazen dünyanın şehirleri umurunda bile olmazdı. Sadece birkaç yüz kişinin bir türlü terk edemediği bir yer… Eski ile yeninin birbirine karışmış mimarisinin insanının kararsızlığını ifşa ettiği bir yer. Eskinin mat taş evleri umutsuzluğu, yeninin o yapay, ucuz canlılığı biraz daha idare edebiliriz duygusunu haykırsın. Sonu geciktirmek isteyenlerin faydasız çabaları sadece birer yamadan ibaret olsun. Gelecekler yığına karışmaya. Dağlarda eriyen karın usul usul, ince ince akması gibi önce çaylara karışacaklar arından nehirlere ve denizi bulacaklar sonunda. Dipsizde kaybolacaklar. Zaten kaybolmaya gelmiş olacaklar.


Gün gelecek, sabaha kadar şehri bekleyenler de toplanacak kamplara. Birkaç göstermelik soru ve ucuz sorgu sahnelerinden sonra kaçınılmaz akıbete yol alacaklar. Akşamüstü şehrin kan basıncını ölçmeyecekler mutfak pencerelerinden. Sabah ayazında kumruları duymayacaklar. Işıklarını görüp ısınacaklarını zanneden güvercinlere o evin şehirdeki en soğuk ev olduğunu anlatmayacaklar. Rahatın, sıcağın karanlıkta olduğunu anlatmayacaklar, kendilerinin ne gibi bir batakta olduklarını da. Gözleri açık karanlığa gitmeleri gerektiğini söylemeyecekler onlara, dışarıya soğuk sızan pencerelerinden. Acele etmeyecekler bunları söylerken. Artık çok geç olduğunu bildiklerinden çok da uzatmayacaklar. Gerçeğin rüyasını görürlerse gözlerini açmadan tekrar karanlığa uçmaları gerektiğini söylemeyecekler. Kafka ismini duymalarının bile zehir olduğundan, her şeyin onun başının altından çıktığından bahsetmeyecekler. Her geçen gün daha eksildikleriyle kaldıklarını söylemelerinin de bir faydası olmayacak. Şehrin geri kalanından bir farkları olmayan kumrular zaten anlamayacaklar bunları ama şehri bekleyenlerin yangın çıkışı da olmayacak. Pencerelerinin gıcırtısı sabahın sessizliğini bozacak, ışıkları uyuyan şehrin üzerinden leke gibi gözükecek. Temizlenmesi gerektiği anlaşılacak o gün. Uykularından vakitsiz uyananların huysuzluğu gösterecek yerlerini. Siyah elbisedeki beyaz iplik parçası olacaklar. Sessizliği bıçak gibi bölecek süpürgelerin gürültüsü. O ana kadar zaten olanlardan habersiz kumrular uçup gidecekler, geri gelmemek üzere. Bir ışık olmayacak onları çeken, sadece karanlık kalacak geriye. 

Dipsize yitmeye gelenler şanslı olacaklar o gün. Uyuyan şehrin üzerindeki lekeler onlara yamalarını hatırlatmayacak. Kusursuz karanlığı sunacak onlara şehir. Olan kumrulara olacak.