19 Mart 2012 Pazartesi

Oyun...


Herkes yerini almıştı salonda. Heyecan dorukta oyunun başlamasını bekliyorlardı. Seyirci kusursuzdu. Aynı oyunu belki de onlarca defa izlemişlerdi. Perde açıldı açılabildiği kadar açıldı ve kadın oyuncunun çığlıkları ile oyun başladı. Seyirci her zaman olduğu gibi aynı sevinçle karşıladı perdenin açılışını. Oyuncular tam yerlerindeydi ve rollerine iyi çalışmışlardı. Kendilerine olan güvenleri duruşlarından belli oluyordu. Sonra o girdi sahneye ağlayarak, gözleri kapalı. Gözleri açık tüm oyuncular sevinç duygusunu o kadar iyi verdiler ki seyirci oldukça etkilendi. İlk alkış koptu, salon çınladı. Alkış biraz erken geldi. Halbuki oyun daha yeni başlamıştı. Bu pek olağan değildi. Seyirci de inceden bir tuhaflık olduğunu sezdi ama fazla düşünmeden seyre devam etti. Asıl itibariyle bitmek üzere olan bir öyküyü biraz da uzatmak için gelmişti sahneye buraların yeni bir yüzü olarak. Öykü son demlerini yaşayan bir birlikteliğin ana karakterlerini ayrılmaktan kurtarmak için geldin. Bakışları ona çevirdiklerinde içlerini dolduran lavlar gözlerinden taşardı ama başka yöne çevrildiğinde soğuk kuzey rüzgarları savururdu. Öyküye araç olarak gelmişti ama artık amaç olmuştu. Ondan beklenenler oldukça yüksekti. Seyirci de bu yeni yüzün performansını merak eden gözlerle izliyorlardı oyunu. Ağzından çıkan ilk kelimeler büyük heyecanla dinlemişlerdi. Aynı heyecan onun için de geçerliydi. Sahneye ilk çıkışı, kendi sesini ilk duyuşuydu. Biraz erken başlamıştı sahneyi adımlamaya. Bu beklenmedik durum şaşkınlıkla karışık bir neşeye sebep oldu salonda.Seyirci bu oyunu daha önce defalarca seyretmişti ama yeni oyuncular görmeyi severlerdi. Diyalogları oyuncular kadar iyi bilirler. Bir değişiklik olduğunda hemen tepki verirlerdi. Metin o kadar iyi yazılmıştı ki, değişikliğe gerek yoktu zaten. O daha ilk adımlarını atarken birinci perde sona erdi.
            Ondan önce sahneye çıkanlar kadar iyi bir performans sergilemişti. Büyük beğeni topladı. Kalabalık ikinci perde için sabırsızlıkla bekliyordu. Onları daha fazla bekletmeden ikinci perde başladı. Yeni oyuncu ilk perdedeki adımlarıyla heyecanını biraz bastırmış halde sahneye çıktı. Öykü aynı seyrinde devam etti bir süre. Birden tüm replikleri unutuverdi. Tek bir kelime bile hatırlayamadı. O anda sahnede tek başına kaldı. Bir ayaz esti sahnede. Soğuk üst üste tokatlar indirdi yanaklarına. Fakat oyun devam etmeliydi. O da sanki biri kulağına fısıldamış gibi içinden geldiği gibi devam etti oyuna. ‘Gelenler hiç gitmeyecek, gidenler hiç gelmeyecek gibi’ kaçıverdi dudaklarının arasından. Salondan tepki gecikmeden geldi. Metinde böyle birşey yoktu. Durumu toparlamak için vaktinden önce sahneye atılan diğer oyuncular oyuna devam etmeye çalıştılar. Kalabalık biraz yatışır gibi oldu fakat o oyunun geri kalanını da içinden geldiği gibi oynamaya devam edince diyaloglar manasız olmaya başladı ve daha da kötüsü seyirci hiçbir anlam veremedi. Diğer oyuncular da ne yapacaklarını bilemez bir halde sahnede kalakaldılar. Sahneye ilk çıktıkları zamanki heyecanın kat ve kat fazlasını hissettiler. Bütün oyunu berbat etmişti. Ne hakla metine aykırı davranabilirdi. Sufle isteyebilirdi. Sahnede açık açık unuttuğunu söylese bile bu durumdan daha az tepki görürdü. Seyirciler bile ona yardımcı olacak kadar metni bilirlerdi. Daha yeniydi buralarda, anlayış gösterirlerdi. Ama bunların hiçbiri aklına gelmedi. Sanki o anda kontrolünü kaybetmişti. Seyirci huzursuzluğunu hemen gösterdi. Salondan ıslıklamalar, yuhalamalar ve bazı ağza alınamayacak hakaretler duyuldu. Daha içine düştüğü durumu kavrayamadan ilk adımlarını attığı sahnede bu tepkileri görmek korkuttu onu. Aslında oyun böyle devam etse, daha güzel olabilir diye düşünmeden edemedi. Yüzünde korkunun verdiği tedirginlik ile ilk adımların heyecanının verdiği mutluluk birbirine karıştı. Yerinden fırladı fırlayacak gözleri koltuklarından sahneye hücum edecek kadar hiddetlenmiş kalabalığın gözleri ile kilitlendi kaldı.Diğer oyuncular belki daha anlayışlı davranabilirlerdi, ne de olsa oyunda anne ve babayı oynuyorlardı. Onlar da kalabalığın hiddetinden çekinmiş olacaklarki onu tuttukları gibi sahneden aşağı attılar. Oldukça sinirli olan kalabalık onu salonun çıkışına kadar sürüklediler. Artık bu sahnede hiçbir oyunda yer alamazdı. Haddini aşmıştı, hangi hakla metni kafasına göre değiştirme hakkını kendinde bulabilirdi. Kalabalığa beklemedikleri, değişik birşey nasıl sunmaya kalkardı. Dışarı! Dışarı! sloganlarıyla kovuldu o çok sevdiği sahneden. Sahnede söylediği içinden gelen kelimeler bu sonu ifade ediyordu. ‘Gelenler hiç gitmeyecek, gidenler hiç gelmeyecek gibi...’


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder