10 Temmuz 2012 Salı

Bir Bahar Günü...


Güneş tüm gezegeni kucaklamak ister gibi olabildiğince açmıştı kollarını. Bunu gören insancıklar dökülmüşlerdi evciklerinden. Şehrin damarlarında akıyorlardı. Bugün haddini zorluyordu şehir. Yoğunluktan hayat durma noktasına geliyordu bazen. O anlarda herkesi öldürebilirdi ama küçük donmalar dışında problem çıkmadı. Canlıydı. Biraz daha çabalarsa gezegendeki yerini bile değiştirebilirdi.

Binaların duvarlarından ve bunun gibi bir sürü engeli aşıp gelmiş bir grup kol camın saydamlığından yararlanıp masadaki çayların sıcaklığını görülebilir kılıyorlardı. Bir süre bilindik diyalogları seslendirdiler masadaki eril ve dişi kişiler. Bundan dolayıydı ilk bardakları çabuk tükenmişti. İşlevi yitirmiş ağızlarına hareket kazandırmışlardı. Çay da içecek olmanın yanında ikinci bir işlev kazanmıştı sayelerinde. Masadaki dişi kişi dün akşam aklına takılanlardan kalan kırıntıların tekrar filizlenmesine seyirci kaldı. Filizler dallanıp budaklandılar, ağzından çıkıverdiler.

-Sence binlerce yıl önce insanlar bu bilgilere nasıl sahip olabildiler?

-Hangi bilgilere?

-Mesela, maya mıydı baya mıydı bilmiyorum ama taa ne zaman yüzlerce yıllık takvim yapmışlar. Nasıl başarmışlar bunu?

-Bilmem.

(Biraz daha düşünse beyin kıvrımlarındaki pasları sökebilirdi. Karşısındakini daha tatmin edici bir cevap verebilirdi. Ne önemi vardı bunların, sadece biraz temiz hava almak, karşısındaki dişi ile biraz vakit geçirmek istemişti. Evinden çıkarken kendine en çok yakışan elbiselerini giymiş, biraz dolaşır bir şeyler içeriz. Sonra da sinemaya gider yada kuytu bir yer bulup biraz sevişiriz diye kurgulamıştı kafasında)

-Bence çok ilginç. Dedi karşısındaki eril şahısla alakasız bir yere dalmıştı gözleri.

 (Aslında onun da pek umursadığı bir konu değildi. Sadece dün akşam yemeğini biraz geç yemişlerdi. Genelde akşam yemekleri haber bülteni saatinde yenir ve memleket meseleleri üzerinden demler vurulurdu. Ana habere konu olabilecek üçüncü sayfa trajedilerden ders çıkarılırdı. Ama dün akşam farklı bir akşamdı. Ana haber bülteni çoktan bitmişti sofraya oturduklarında. Kanallar arasındaki seyahati karısının söylediklerine dikkat kesilince televizyon da belgesel kanalında kalmıştı. Hane reisi ve dişisi arasındaki konu pek dikkatini çekmemişti. Haberler kaçınca konu mahalle ve aile için gündem maddeleri olunca havada kalan dikkatine televizyon talip olmuştu.)

-Neyse işte. Hadi gidelim biraz dolaşalım. Bak hava çok güzel. Dedi eril kişi.

Karşılıklı anlaşma sonucunda çıkıp sokakta akan kana karıştılar. Eril kişi kabataslak kurguladığı programı uygulamaya niyetliydi. Adımları atar damardan kılcal damarlara doğru yönlendirdi. Dün akşam o güne dek evdeki en uzun seyir süresine ulaşan kanal ise diğerleri arasında köprü vazifesine geri döndü. O istisna akşam dışındaki ortalama bir buçuk saniye izlenme oranını korudu. Halbuki dişi kişinin yaşadıklarının tek sorumlusu hane reisinin eve geç gelmesine sebep olan çocukluk arkadaşıydı. Evine davet etmesine rağmen gelmek istememişti. Birbirini tetikleyen anılar ayaküstü oyalamıştı ikisini de. O da istemezdi böyle olsun, bilseydi hemen bir misafirlik organize edilirdi yada telefon numaraları alınırdı aranmamak üzere. Kimsenin hayatını sekteye uğratmaya hakkı yoktu, o ne olduğu belirsiz mayaların bile…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder