24 Temmuz 2012 Salı

Fotoğraf Okumaları - 3: IŞIK...



Karanlıkta...Tutunacak bir şey aramak. İçgüdü, doğa yada yaradılış; ne dersen. Her şeyde olduğu gibi; adı çok, manası tek. Derler ki; bir şey seni çeker. Aslında iteler seni, içindeki.  Karanlık belirsiz, türlü beklemediklere gebe. En kötüsü ölmektir, aklına gelen ilk ihtimal, arzuladığın uzak ihtimal...onu da yalnız yapmak istemezsin. Son kez bir şeyler görmek ya da hissetmek ister hayat. Işık söndüğünde çözersin yalnızlığın manasını. Işık söndüğünde anlarsın sonsuzluk ne demek. Kulağına kutsal sözler fısıldayan, seni tanrıya inandıranlar gittiğinde ise sessizliktir seni çirkin günahlara davet eden. Bir boşlukta düşmektesindir. Tutunacak bir dal ararsın. Dalın seni kurtarması da önemli değildir. Sadece son bir fırsatın olduğunu zannetmene yetecek o heyecan damlası düşsün damarlarına. Kim bilir belki de kurtarır seni.  Boşluk duygusu da sıkmaya başlar sonra, tenine okşayan rüzgar sinirlerini bozar. Çakılacak bir zemindir ararsın. Kurtulma, kurtulmama meselesi değildir artık. 

            Bir ışık, bir kıvılcım yeter, karanlığa düştüğümüzde içimizde yükselen sellerini dindirmeye. Işık; kurtuluş demek yine de . En kötüsü olsa da; çakılacak zemin demek. İyi yada kötü; son sondur. Cümlelerin soru işaretlerine bir silgi. 

            Çakılmasan da son değişmez aslında. Kasılmaktan kaskatı kesilir kalbin, hissedemez olur. Durması ile arasında fark kalmaz. Düşmeye yetecek kadar hayatta kalırsın, o kadar kan pompalayabilir. Sadece bir ışık çözer buz tutmuş kanını. Gözbebeklerindeki yansıması tutuşturur tekrardan. Küllerinden doğar anka kuşu. Akmaya başlar yeniden, kanın sulamaya başlar umut filizlerini. Bir çiftçi gibi, bir bir cemreleri sayarsın, ilk hasadı beklersin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder