Karanlıkta...Tutunacak bir şey
aramak. İçgüdü, doğa yada yaradılış; ne dersen. Her şeyde olduğu gibi; adı çok,
manası tek. Derler ki; bir şey seni çeker. Aslında iteler seni, içindeki. Karanlık belirsiz, türlü beklemediklere gebe.
En kötüsü ölmektir, aklına gelen ilk ihtimal, arzuladığın uzak ihtimal...onu da
yalnız yapmak istemezsin. Son kez bir şeyler görmek ya da hissetmek ister
hayat. Işık söndüğünde çözersin yalnızlığın manasını. Işık söndüğünde anlarsın
sonsuzluk ne demek. Kulağına kutsal sözler fısıldayan, seni tanrıya
inandıranlar gittiğinde ise sessizliktir seni çirkin günahlara davet eden. Bir
boşlukta düşmektesindir. Tutunacak bir dal ararsın. Dalın seni kurtarması da
önemli değildir. Sadece son bir fırsatın olduğunu zannetmene yetecek o heyecan
damlası düşsün damarlarına. Kim bilir belki de kurtarır seni. Boşluk duygusu da sıkmaya başlar sonra, tenine
okşayan rüzgar sinirlerini bozar. Çakılacak bir zemindir ararsın. Kurtulma,
kurtulmama meselesi değildir artık.
Bir ışık, bir kıvılcım yeter, karanlığa düştüğümüzde
içimizde yükselen sellerini dindirmeye. Işık; kurtuluş demek yine de . En
kötüsü olsa da; çakılacak zemin demek. İyi yada kötü; son sondur. Cümlelerin
soru işaretlerine bir silgi.
Çakılmasan da son değişmez aslında. Kasılmaktan kaskatı
kesilir kalbin, hissedemez olur. Durması ile arasında fark kalmaz. Düşmeye
yetecek kadar hayatta kalırsın, o kadar kan pompalayabilir. Sadece bir ışık
çözer buz tutmuş kanını. Gözbebeklerindeki yansıması tutuşturur tekrardan.
Küllerinden doğar anka kuşu. Akmaya başlar yeniden, kanın sulamaya başlar umut
filizlerini. Bir çiftçi gibi, bir bir cemreleri sayarsın, ilk hasadı beklersin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder