15 Mayıs 2013 Çarşamba

Bay Kimliksiz ve Kişisel Sayıklamaları IV - Otobüs...


‘I want to break freeee! Dıt dıdıtdıt dıt dıt!’ Açtı gözlerini, yorganı üzerinden attı bir hamlede ve bir sigara yaktı. Sabahın körünün en güzel yanıydı bu. Yanan tütünün çığlıklarını duyabiliyordu. Yatağından doğruldu. Bir süre, sadece sabahları ses çıkaran telefonunun alarmını dinledi, ‘I’ve got to break free...!’ Teknolojinin nadir işe yarar yanlarından biri işte. Diğerleriyle böyle bir ortak noktayı kaldıramayabilirdi. Kahvesini aldı ve yine her zamanki yerini aldı pencerenin yanında. Onları izlemek, diğerlerini, biraz olsun rahatlatıyordu, ayrıntılara karşı önü alınmaz içgüdüsünün ağzına bir parça bal çalıyordu kendi özgürlüğünden. Nasıl göründüklerini düşünmekten kaskatı kesilmiş bedenlerini, sırf moda olduğu için yaptırdıkları saç modellerini ama en çok da yüzlerindeki ifadeleri seyretmeyi severdi. İbne derler diye birbirinden ayırmadıkları kaşlarından görünmeyen çatılmaları. Hakkında hiçbir şey bilmedikleri, sadece güzel olduğu için hafızalarında kendilerinden başka hiçbir şeye yer bırakmayan, uykusuz gözlerdeki o kadınların silüetleri. Geleneklerin ömrünün dolduğunu haykırmak isteyen, boşlukta asılarak idam edilmiş o bakışlardaki orta yaş sorgulamaları. Kış geldiğinde soğuktan, yaz geldiğinde sıcaktan yakınırken baharları unutmalarını. Hayatlarını kazanmaya çalışırken ömürlerini feda ediyor olmalarını...

Ani bir karar ile daha yakından bakmaya karar verdi. Hareketlendi. Onlardan biri gibi gözükmeliydi öncelikle. Pahalı gözüken ama oldukça ucuz olan pantolonunu giydi, tişörtünün üzerine hırkasını geçirdi. Aynaya baktığında  üzerindekiler ve cebindekiler için altı ay çalışmış biri gibi görünüyordu. Yaşının genç olmasından dolayı en uygun rol buydu. Çıktı. Otobüs durağında bekleyenlerin yanında durdu. Göz ucuyla tararken tek kullanımlık komşularını, otobüs geldi. Hep beraber bindiler ve gelişigüzel dağıldılar içinde. En arka koltuklara otururdu her zaman, ki görüşü dışında kimse kalmasın. İki durak sonra otobüs doldu, arkalara ilerleyelim naraları atmaya başladı en önde oturan adam ve aralarına yeni katılanlar. Hemen önünde ayakta duran adam ilgisini çekti önce. Giyimine ve elindeki çantaya bakılırsa uzun zamandır öğretmenlik yapan birisiydi. Yeni nesilden de memnun değildi bakışları. Diğer öğrencilerin konuşmalarını dinliyordu aslında ama bakışları dışarıya yönlendirilmişti. Laf dinlemiyorlardı, her şeye karşı çıkıyorlardı, tartışıyorlardı. Neyseki kendi oğlu onlar gibi değildi. Yüzündeki bir tutam mutluluk da bu sebepti büyük ihtimalle. Oysaki oğlunun sigara içtiğini bilse haberlerdeki örgütlere örnek olacak terör eylemleri yapabilirdi, kendisinin de aynı şeyleri yaptığını göz ardı ederek. Genelde durum böyleydi. Zamanında kendilerinin yaptıklarını çocukları yaptıklarında terör kelimesinin anlamı daha da çirkinleşirdi. Anlamsızlığını anlayamazdı, sigara içen insanların sigaranın kötü bir şey olduğunu söylemelerinin.

Yanında oturan genç adam ise elindeki telefonuyla oynamaktaydı. Giyimleri benzerdi. Okulunu bitirmiş, işini bulmuştu. Hedefleri daha da büyüktü artık. Okulda okudukları şimdi pek de işe yaramıyordu oysa. Etik, ahlak, dürüstlük, kanun, hukuk... Lügatından kaçmak zorunda kalmışlardı bir zaman önce. Ezmeye odaklanmıştı artık ama tutkusu ezilme ihtimalini göstermiyordu ona. Arada kapansa da hırs yangınlarını saklayamıyordu gözleri. Hırs sabırsızlığa, sabırsızlık hareketliliğe neden oluyordu. Sürekli bir şeyle oynaması bundandı. Bir an ayakta duran genç kızla gözgöze geldiğinde duruldu damarlarındaki çağlayan. İster istemez benim dikkatimi de kıza yöneltti, biraz da onunla uğraş der gibi. Önce bakışlarını kaçırdı kız. Hayalleri vardı onun da en klasiklerden. Tüm arkadaşları evlenmişti, ailelerini kurmuşlardı. O hala evin genç kızını oynuyordu. Gereğinden çok kalmıştı sahip olduğu karakter o evde. Bu yüzdendi yüzüne boca ettiği boyalar. Doğaya hakaret ettiğinin farkında bile değildi. Hedefi onu da kör etmişti yanındaki genç adam gibi. O arayış içindeki gözleri tanıyordu. Kendinde de bir çift vardı ama aradıkları başka şeylerdi. Ona anlatmak isterdi, bulduğunda aslında aradığının o olmadığını anlayacağını. Anlamak, kimin yaptığı belli olmayan bir kara büyüydü. Başkalarına da bulaştırmak istemezdi aslında. Başka bir şeyle uğraşıyormuş gibi yaparak arkasını döndü kız ama gözleri bu tarafta kalmıştı. O yüzden hemen arkasındaki asıl tehlikeyi de göremedi. Yine de hayallerinin baltası olmak istemezdi kimsenin. Yanındaki gözü hırslı adamın ineceği durağa geldiklerinde genç adamın gözleri hala o kızdaydı. Ama artık çok geçti. Keşisen öykülerinin ayrılma vaktiydi. Hırslarını da alıp indi.

Kulaklıklarından hışırtı benzeri bir ses gelen biri oturdu yanına. Umurumda bile değilsiniz tavrı çok aşikardı ve çevresindekilerce de hemen algılandı. Her ne kadar ilk kaşlarını çatıp göz ucuyla bakan oğlunun sigara içtiğini bilmeyen öğretmen olsa da kimse üzerinde durmadı. Dikkatlerini başka yöne çevirdiler. Daha çok da kendi içlerine. İki sıra önde oturan tombul teyze biraz daha baktı hoşnutsuzca sonra o da önüne döndü. Bu kadar tepki çektiğine göre giderek artan bir maruz kalma durumu mevcuttu, umursamazlar giderek çoğalıyorlardı. En tecrübelisi öğretmen, en acemisi ise tombul teyze. Tavırlarındaki ayrıntılar umurumda bile değilsiniz tavrının altının boş olduğunu gösteriyordu. Havada uçuşan egosu tutunacak bir şey bulamayınca düşecekti. Egonun yükselmesi değil derinliği olmayan her akımın bir gün çökeceğinin farkında olmamasıydı sorunun kendisi. İyi bir ressamın egosunun yükselmesini anlayabilirdi ama kendini ifade edebilecek bir şeyi olmayanların nasıl da bu kadar yükseldiğini kendisi de anlamakta zorluk yaşıyordu. Bayık bakan gözleri ve sürekli ciddi olan sureti boşluğu görmek için yeterliydi. Bu sefer de hayalleri olan genç kızın arkasındaki bentsiz nehirlerin kralının gözleri oturduğu tarafa çakıldı ama bir süre sonra muhtelif dişi vücutlara geçti sırasıyla. Ayırt etmiyordu. Bir insanın en zor zamanlarıydı bunlar. Vücudundaki değişen kimyası gem tutmuyordu. İçinden gelenlere söz geçirmek bir yana ertelemeyi bile akıl edemeyecek kadar kendini kaptırmış, doğasının nehirlerinde sürüklenen yeni yeni büyümeye başlamış insan yavruları. Ayaktaki öğretmenin bunu farketmesi ile kapalı dudakları biraz ayrıldı birbirinden. Duyulmadı ama ‘cık cık cık!’ diye bir tepki veriyordu. Neyseki kendi oğlu bunlar gibi değildi. Cebindeki eli hareket etmeye başladı çok genç insanın. Okula vardığında ne yapacağını kestirmek zor bir şey değildi. Biraz olsun nelerin değiştiğini bilmeliydi ya da biri ona anlatmalıydı. Konuşma fırsatları olsaydı bir süre toplu taşıma araçlarından uzak durmasını tavsiye ederdi. Kendisi de öyle yapmıştı çünkü.

 Otobüs aniden durdu. Birbiri üstüne yığılan insanlar önce şoföre sonra birbirine çıkıştılar seri bir şekilde. N’oluyor manasında öne doğru yükselen tepkileri havada U dönüşü yapıp yüzlerine geri döndü ve arkalarındaki ilk yüze gönderildi aynı profesyonellikle. Kasisten geçerken hepsinin aynı anda zıplaması da ilginç bir görüntü oluşturmuştu. Haber bültenlerindeki zam haberlerine verilen geçici tepki ile aynı ortak paydasıydı bu insanların. Sadece birkaç kişi farklı tepki vermişti o an için. Biri oturduğu yerde uyuklayan yaşlı memur sarsıntıyla başını cama vurmuştu. Memurun tepkisi diğerlerinden biraz daha yüksekti tabi. Diğeri yanında oturan umursamaz kızdı. Gülmüştü sadece. Ondan beklemediği bir tepkiydi. Demek yüzündeki umursamaz ifade yapıştırmaydı. Ayaktakilerden sadece bir yüz düzeni bozmuştu. Şaşırmamıştı ve ne olursa olsun şaşırmayacak gibiydi göz bebekleri. Karşı konulmaz bir yakınlık hissetti. Kendine doğru bir sıcak hava esti ve benliği sindirdi sıcak havayı. Bağırmak isteyince fısıltı çıkar ya, onun gibi bir his yarattı içinde. Sonra bir süredir kütle oluşturdukları etrafındakilerden biri inmeye karar verdi. Hiç açılmayacakmış gibi duran kapı açıldı ve kendi yansıması ile tanıştı damlaların yarış yaptığı kapının camında. İçine döndü gözlemleri. Anlık bir şoktan sonra aslında oynamak istediği rolü tam yansıtmadığını farketti. Ani bir kararla evden çıkarken bazı hayati ayrıntıları gözden kaçırmıştı. Kapı açılmasaydı bu çok da önemli değildi aslında. Kimse farketmezdi. Onların daha önemli ilgi alanları vardı. Ona sıra gelene kadar otobüste kimsenin kalmaması gerekirdi.

Gözleri kendi içini deşmeye başlamıştı. O kız kadar olmasa da umursamaz sayılırdı. Onun kadar küstah bir tavrı yoktu ama üstelemezdi. Mantığa olan hayranlığından kendi kendinin ipini çekmişti o. Mantığa olan hayranlığı sorgulamaya aşık etmişti onu. Aşkın her çeşidi gibi gözünü kör etmişti. Mantık gitmek için hazırlanmaya başlamıştı. Temelde kusursuz bir çelişkiydi onunki ve olmadık zamanlarda yüksek alkol ihtiyacına sebep oluyordu. Gözleri hırstan kavrulmuş genç adam gibi hedefleri yoktu. Yaşamayı seviyordu, hiç sonu gelmeyecekmiş gibi. Rüzgar nereden eserse gibi bir felsefeyle kendini avutmaya çalışırdı ve kendini kandırmayı başarırdı çoğu zamanda. Bazen dürüst olmaya çalışır kendine karşı. Sadece savruluyorum diye mırıldanırdı ama bunu da  kısa keserdi dudaklarının arasına sıkıştırdığı sigarasıyla. Yemek yemek istemeyen çocuk da, ağzına kaşık dolusu mamayı tıkıştıran annesi de kendisi olurdu.

Bir daha baktığında o düzeni bozan yüzü göremedi kalabalığın arasında. Sonra kapı bir kez daha açıldı. Camında bir kez daha gördü yağmurun yıkadığı yüzünü ve bir daha görmeye katlanamayacağına karar verdi. Herkesin anladığı kadar işte, doğrusu da yok diye fısıldadı ama neyseki yanında oturan umursamaz kız düşünceleri kadar kulaklarını da tıkamıştı. İnsanlar sıkıcı ve tutarsızdı. Kendisi de dahil. Birkaç dakika sonra otobüs durduğunda kapı açılmadan ayağa kalktı ve dışarıdan gelen ışığın kollarına attı kendini. Otobüsün arkasından baktı biraz sonra sigarasını yaktı ellerini kusursuzca siper ederek, en kıymetlisi gibi. Bulutlar son evlatlarını da tentelerin, yaprakların üzerinde ölüme terk etmişlerdi. Bir banka oturup havada uçuşup dağılan dumanı seyretti. Yanından geçenler hareketlerinin tuhaf olduğunu düşünüp birkaç adım daha uzağından geçip gittiler. Bilemezlerdi normal davranamayacak kadar karışık bir kafasının olduğunu. Anladığımız kadar işte, doğrusu da yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder