15 Haziran 2013 Cumartesi

Fotoğraf Okumaları 6 : Yollar...


Bir şeyin bitmemesi ne kadar güzel gelmişti o ilk seferde. Her şeyin sonu olan bu dönmekten sersem olmuş kürede bitmeyen bir şey keşfetmek ne kadar mutlu etmişti onu. O oldukları, doğdukları yerde öylece duran diğerlerini gördükçe giderek daha da bağımlı hale gelmişti. Her bağımlılık gibi onu da esir almıştı bu keşfi zaman savurdukça saniyelerden paketlediği dakikalarını. Yollar da akıyordu, zaman da. Her çizgi bir an demekti, kalp ritminin ekranda oluşturduğu bir tepecikti. Tek sorun ona ayrılan sürenin sınırlı olmasıydı ama o anda pek önemi yoktu bunun. Bağımlılığın verdiği geçici tatmin kanındaki dozunu arttırdıkça gözleri daha körleşiyordu. Farkında değildi. Son kelimesi anlamını yitiriyordu. Her seferinde biraz daha bağımlı hale gelirken o içindeki, öldüremediği çocuk daha da şımarıyordu. Bir zaman sonra rutine bağlayan seri üretim hayatların yanında özgürlük kelimesi daha büyük harflerle kazınıyordu belleğine. Ama şimdi?

Şimdi cama vuran damlalar yüzüne vurulan gerçeklerdi. Camın üzerindeki tozu, kiri alıp giderken beyin kıvrımlarına sinmiş pembeliği de yıpratıyordu. Daha gerçekçi, daha sert vuruyordu yüzüne. Yaz mevsiminin tenini okşayan ılık yağmurları geçmişti artık. Yüzüne vuran ayaz sersemliğinden uyandırıyordu onu. Cama vuran her damla aynadaki yansımasıydı. Kendilerini akıntının gittiği yöne bırakmış küçük kara balıklar cama vurup vurup parçalanıyorlardı. Çarpışmadan sonra hayatta kalanlar son bir umut ile tutunmaya çalışıyorlardı ama doğmamış soyu gibi savuruluyorlardı ve boşlukta yitiyordu çığlıkları. Bir an, sonsuzlukta sonuna yürümek, var olduğunu haykırıp boşlukta yitişlerini dinlemek yerine kalabalıklarda erirken hissedeceği rahatlama hissini kıyasladı. Her damlada biraz daha boğulmaya yeğlenebilirdi belki? Çok geçmeden bu düşüncesinin nedenini de buldu. İnsan sonuna yaklaştığı zaman karşı geldiği, itiraz ettiği şeyleri gözden geçirmeye başlardı. Acaba kelimesi bıçak gibi saplanır oldu aklındaki her düşünceye. Cama vuran her damla düşüncelerinde bir yarık daha açıyordu. Tükenmiş bir albatrostu artık okyanusun tam ortasında. Görünen bir kara parçası olmasa da kanatlarını açıp bırakmıştı kendini rüzgara. Gittiği yere kadar diye fısıldadı gözleri ufukta kilitli ama o fısıltı da boşlukta yitip gitti. Anka kuşunun hayali vardı aklında. Masallara kanmış bir albatros...

Bir idam mahkumunun idam sehpasında yerine getirilemeyecek son dileği gibi geç kalmış bir pişmanlıktı bu göz bebeklerinde öbeklenmiş... Yüreği üzerine serptiği bir tutam umut da yok olunca son sözlerini söyledi; ‘Bu nehrin denize döküldüğü falan yok. O yalancı küçük bir kara balık’ dedi ve son itirafını da kendine yaptı; ‘Şair haklıydı’
                                                                                               ‘...
                                                                                                   Olmasını istemek,
                                                                                                       Keşke olsaydı demekten
                                                                         başka çare kalmamış’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder