Pembe tozlar serpiştiremedim ben gözlerime. Tutmadı
mayası ya da ben beceremedim ama yeşil camın içinde kırmızı bir dünya yarattım
kendime. O zaman inanabildim dünyanın döndüğüne, kırmızısı azaldıkça dünya daha
bir yeşil oldu. Gözüme kaçan dumanın verdiği yanma hissettiriyordu bir şeyler
bazen. Perde kalkınca ise dünya karanlıktı. Sonsuz bir boşluktaki kısır bir
döngü. Sanırım insan dünyaya pembe gözlerle geliyordu. Ne oluyorsa sonradan
oluyordu! Toz pembeden mat siyaha seyreden yolculuk başlıyorlardı. Çocuklar büyüdükçe
hayaller de bir bir yitiriyordu yapay gerçekçiliğini. Her biri gözün bir tutam
tozunu alıp karanlığa sürüklüyordu dünyasını. Özenle dizdiğin okuma fişlerinin çantandaki
kitapların altında kıvrandığını gördüğün o an gibi, eskisi gibi olmuyordu
hiçbir şey...Giden gider! Kayan yıldızlar gibi düşünmek ister insan önce ama
yitmek kelimesi bulandırır düşünceleri. Çaresizce kırmızılara sarılır o zamanlar
insan, pembenin yerini tutar mı diye bir umut filizlenir içinde yeşilin
koyulaştırdığı kırmızı can suyunda. Çok sürmez zaten, yakıtı bitmiş dünyanın
durması gibi bitiverir en güzel yerinde.
İşe yaramayacağını bile bile ufaktan bir sorgularsın
adet yerinin bulsun diye, göstermelik. Genelde karanlıktan başlayan maceralar
ışığa doğru gider ve giderek de aydınlanır. Zaman kaydıkça ışıldamaya başlaması
gerekenler karardıkça bir sorun olduğu gark eder aklına. Gözüne saplanan detaylar
rahatsız etse de kırmızı can suyu biraz daha idare edebilir diye geçer aklından.
Mat bronzun ışıldaması gerekir zaman kaydıkça ama banklar boştur. Kimse yok. Bekleyiş...
Ne için olduğuna dair bir fikir de yok hafızanın dehlizlerinde. Herkesin
terkettiği bir şehrin tren istasyonunda bekliyormuşsun gibi bir his. Umut işte!
Gereksiz bir avuntu, selamsız sabahsız oturur içine. Kanına giren bir yüzsüz
fahişe zaaflarını kullanır. Umursamaz. Tütün kokan dudaklardan dökülen
kelimeleri umursamaz fahişeler. Çana yüklenmek istersin o anda. Hadi baştan
başlayalım, en başından. Unutalım ışıltılı, dijital sayıları, beynimize kazınan
standartları... Çanlar çalsın yeniden. Mahalle maçı yapmış çocuklar gelsin
istasyona, çalsınlar çanları. Top direk niyetine konmuş taşın üzerinden mi
geçti yoksa gol mü oldu diye saatlerce sonuçsuz tartışan çocuklar gelsin kan
ter içinde. Ağızlarının yanında salçalı ekmek lekesi kalmış çocuklar! Onlar
gelsinler, çanları çalsınlar. Hep beraber gidelim. İstasyondan çıksın herkes,
beraber bekleyelim gelecek treni. Yavaş gitsin mümkün olduğunca. Ne kadar geç o
kadar iyi! Çalın çanları!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder