27 Ağustos 2013 Salı

Fotoğraf Okumaları 8 : An....





An... O an, kuyuya düşen taş ile aynı hissi paylaşmak. Taşın son sözlerinin yankısı gibi havada asılı kalmak. Her şey bir an ortaya çıkar, bir anda değişir değişen. Bir nota eliyle koymuş gibi bulur mesela en kuytudaki labirentlerin duyarlı köşelerini. Şarkı sonsuza kadar yankılanır labirentlerin pasajlarında; bir anlık notadan doğar, çoğalır. Yitmez boşlukta yankı, aksine giderek yoğunlaşır uğultusu. Korkarsın ufak ufak bilinmez derinliğinden gelen seslerden. İçinde varlığından haberinin olmadığı bir şeyi uyandırmış gibi çocuksu bir korku hissedersin. Her çaresiz insan gibi gözüne göklere dikersin, umut tarlalarına. O anda, bir anda, farkedersin çevrendeki duvarları ve üzerindeki küçük deliklerden sana bakanları. Aralarından akan bir duru su... Akar gider etrafında olup biten her şey gibi, seyredersin. Akar gider. Hiçbir şey beklemez seni. Seninle ya da sensiz akar gider. Kırık aynadaki yansıman gibi itici gelir bir zaman sonra. Gölgeler gelir üzerine. Ama gölgelerin arkasındadır ışık, yanılırsın. Ürkek bir geri adım ve duraksama. Klasik ne yapacağını bilememe hali işte. Kulaklarında yankılar uğuldarken hala, beyninin her lobu başka bir komut verir vücuduna.

Bir araf hali insanın, sarar yine benliğini. Kendi labirentlerinde kaybolmak mı gölgelere karşı ışığa yürümek mi... Her  zaman bir seçenek daha vardır diye düşünürsen eğer; durup beklemek, teslimiyeti kabul etmek. Hangisine olduğunun bir önemi olmadan , beklemek, kusursuz pasifizm. Sonsuzluk kavramı o anda anlam kazanır, herşey gibi bir anda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder