Bir
an her şey bitmiş gibi hissetti. Hayat bacaklarının arasından akıyordu. Tanrıya
çok yakın hissetti nedense, az kalsın inanıyordu da. Öldüğünü zannetti önce,
şampanya istedi. Gözlerini açtı, ölmemişti. Sigarasını yakmadan boynuna yapışan
saçlarını çekti. İlk nefesini serbest bıraktı. Dudaklarına yığınmış kelimeler
de bunu fırsat bilerek firar ettiler. Önemi yoktu artık, ağzına kadar değer
doldurduğu tüm kelimeleri boşaltıyordu. Fahişelere tapınaklar dikmek,
bakireleri ise kurşuna dizmek istiyordu. İstanbul’u daha çok seviyordu artık.
İki kıtadaki bacaklarını tüm dünyaya açmış bir fahişe görüyordu bu şehre
baktığında. Bacaklarını açmak fahişelerin saygı duruşuydu ona. Koşulsuzca kabul
ediyordu herkesi, bacaklarıyla kucaklıyordu insanlığı. Dünya kerhanesinin
ölümsüz orospusu. Bacaklarından akan bitmek bilmez orgazmı ile çağırıyordu
herkesi kendine. Doğdukları el değmemiş toprakları aldatıyorlardı onun hayaliyle.
Onların zaafları, senin ve günahın karşı konulmaz çekiciliği.
Gözüne
kaçan sigara dumanı dikkatini dağıtırken yüzündeki bihaber olduğu gülümsemeyi
de bozmuştu. Tablaya bastı izmariti parmağına bulaşan küle rağmen ve gözüne kaçan
dumanın intikamını aldı . Doğruldu yataktan ve pencereye doğru gitti. Bir
sigara daha yaktı. Tutku dolu ilk nefesin çıkardığı ses kapanan kapının sesini
bastırdı. Eliyle kolunun dirseğini tutup havada asılı bıraktı sigara tutan
elini. Doğmakta olan güneş kurumuş dudaklarında gezinirken kıvrımlı vücudu hoş
bir siluet oluşturuyordu. Torbalanmış gözlerinden tüm birikmişlere de bir
kibrit çakmayı ihmal etmemişti. Bir fahişenin en güzel gözüktüğü zamandı
sabahın ilk ışıkları, yorgun ve kirli. Hayran hayran seyretti sonsuza serilmiş
tüm İstanbul’u. Hafif bir müzik ve biraz içki. Tek ihtiyacı bunlardı. Gerisi ise
sadece olmasa da olacaklardan küçük ayrıntılar. Birden geri dönüp kendini
yatağa bırakıp gözlerini tavana dikti. Bir şey arar gibiydi bakışları, içinden
yılların geçtiği bir film gibiydi gözleri. Gerçek hayattan uyarlanmış bir
filmin o sıkıcı sonu gelmez flashbackleri. Girdap gibi, görülen her sahne bir
başkasının içine çekiyordu insanı. En başa dönene kadar filmin zaten sonu
geliyordu. Yastığını sırtı ve duvar arasına sıkıştırıp yarım doğruldu bir
hamlede. Bir sigara daha yakarken tavandan söküp aldığı gözlerini bir süre
kapalı tutarak dumanı vücudunun en ucra köşelerine götürene kadar da açmadı. Boşaltım
her nasıl olursa olsun önce kısa bir gerilme sonra ise tatlı bir gevşemeye
neden olurdu. Her gevşemeden sonra nedense bir boşluk hissi çıktı günün bu
erken saatlerinde. Genelde amaçsızlık yaratırdı bu boşluk hissini. Yeterince
amacı vardı hayatında, hatta bazılarıyla yeterince bile ilgilenemediği
oluyordu. Bu his, boşluğun hasretinden de olabilirdi. Varlığını boşluğa
bırakmak mesela, boşluğa adamak benliğini. Kulağa hoş geliyordu. En azından varlığını
başka bir varlığa armağan etmekten daha iyi denebilirdi. Adamak kendini;
sokağın kollarına, gece kaldırımların soğuk ve cansız misafirperverliğine bırakmış
bir meczup gibi zararsız ya da tüm gününü doğanın kollarında gündüz düşlerinin
hizmetinde bir hayaperest gibi masum. Belki de ihtiyacı olan buydu; uçtaki bir
hayat.
Üzerine
biraz daha düşünmek istedi bunun. Sert, şekersiz bir kahve alıp pencerenin
yanına dikildi yine. Silüetinin kıvrımları ile yarışır gibiydi dumanın boşlukta
aldığı esnek kavisler. Yeni bir enstrümana ilham kaynağı olabilecek pitoresk
görüntüler. Kendi görebilseydi başucuna asmak isteyeceği türden böyle bir
tablosu olsun isterdi. O an görebilseydi bile bu kare kafasında yığılmış diğer
düşüncelerinden arasından sıyrılıp kendini gösterebilir miydi bilinmez. O
sadece gündüzleri iffeti tam bir hanım gibi rol kesen gecelerin fahişesini
görüyordu. Kocası ufukta son kez göründüğünde tüm kadınsılığını sokaklara seren
bir çeşit işportacı. Adını bir duymak en karanlık ve izbe sokaklara çekerdi
insanı. Tehlikeli ve bir o kadar da coşkulu anlar sunardı bir yudum heyecana
susamış insancıklara. Geriye kalanlar ise yaşamasa da sorun yaratmayacak cesetciklerdi.
Olmasa da olacaklardan işte. Yüksek kafein kanındaki yüzdesini arttırdıkça yükselen
sorgulama tutkusu girift labirentler yaratmaya başladı. Dur komutundan önce son
bir flashback. Uçlar arasında bir hayat, belki de buydu aradığı, evinin hanımı
sokakların açık büfe fahişesi. Belki de.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder