10 Mayıs 2013 Cuma

Kısır Döngü Çomağı...


Tüm şartlar uygundu. Doğanın bu şansız gezegeni bayram yerine çevirdiği günlerden biriydi. O gün barış ilan etmişti güneş dünya ile kendi kendine. Engelleri kaldırmış, alabildiğine vermişti neyi varsa gezegene. En azından bulunduğu noktası için. Dikkatli dinleseydi herkes farkına varabilirdi hayranı oldukları tüm melodilerin kuşlardan geldiğini. Kesinlikle fark ederlerdi en sevdikleri kazaklarının renginin bir taşin rengi olduğunu. Güneştendir belki de diye düşündü kendi kendine çayını yudumlarken, karşısındaki önceki gün izlediği filmi anlatıyordu. Zamanla geliştirmişti bu rol yapma oyununu, bir şey anlatılırken pür dikkat dinliyor gözüküp ince çizgilerde gezinmeyi. Anlatmazdı bu çizgileri kimseye. Anlatmak istemezdi. Çok ince çizgilerdi, görülmesi zor. Ya güneş çok parlaktı ve alıyordu gözlerini ya da bu şahsi bir lanetti. Bahsi geçen film ilgisini çekmese de dikkatlice dinliyormuş gibi bir maske takmıştı. Gözleri alındığından onun gözlerini de göremiyorlardı anlaşılan.

Boşalan bardakları gören garson masaya geldi ve bardaklarını alırken bir tane daha alıp almayacaklarını sorar gibi baktı yüzüne. Eliyle iki işareti yapıp gözlerinin kepenklerini indirip kaldırdı. Bir bakıma emrivaki sayılırdı bu yaptığı ama karşısındaki bu gibi durumlara dikkat edemeyecek kadar işgal altındaydı. Bu gibi şeyler ayrıntıydı ve ana hedef önünde bir engel teşkil etmiyordu henüz. Bunlar ikinci ya da üçüncü perde konularıydı. En azından esas kız, esas oğlan karakterleri belirlenmeliydi. Trajediler ve entrikalar sonra başlardı. Hayran bakışlarla getirdi garson dumanı üzerinde çayları ince belli kılıfları içinde. Yüzündeki ifadeden gün gibi aşikârdı bir esas kız dilediği, gece boyu hayaller kurduğu, beraber oldukları düşüncesi için onu görmeden deli gibi çalışmayı çoktan kabul ettiği. O da hayran bir bakış attı garsona. Onun gibi olmak isteyen garson gibi olmayı isterdi.

Maskesini çıkardı gizlice. Çayın kucağına bıraktığı küp şeklindeki şeker daha tamamen teslim olmadan bir sigara çıkardı paketinden. ‘Sigara içmek öldürür’ yazıyordu üzerinde, aldırmadı hiç. Yaşadıklarını nereden çıkarıyorlar da ölmekten bahsediyorlardı, diye geçirdi içinden. Öldürmek yerine yaşamakta olduğunu hissettiryordu ona. Her içine çektiği nefesin yaşam fonksiyonlarında yarattığı bir anlık duraksama hoşuna gidiyordu. Alkolün damarlarında ipinden salınmış gibi akmasının çocukluğunun kan ter içinde biten günlerinin tatlı uyuşukluğu ile aynı hissi yaratması hissi. Daha ne kadar zaman geçmesi gerek derken konuyu kestirip attı. Karşında oturan hala anlatıyordu filmi. Bu sefer dinlemeye karar verdi ama o ne anlattığını önemsemiyor gibiydi, sadece anlatmak istiyordu.

 Bir zincirleme olaylar tamlaması gibi hayat. Bir kısır döngü. İnsan neden içine düştüğü durumu başkalarına yaşatmak istesindiki, hastalıklı bir ruh hali. Şimdi bana bir aşk filmi anlatmakta olan bu güzel kadına bunu nasıl yapabilirim ya da onun bana yapmasına nasıl izin veririm? O beynimi binlerce eyalete bölmüş ince çizgileri ona nasıl anlatabilirim? Her şeyden önce ise beş dakika konuşup sonuca bağlayabileceğimiz konuyu bir haftaya yaymak zorunda mıyız? Bu kadar yeşilçam romantizmi biraz fazla değil mi? Sorular ökaryotik. Çok bölmeli beynimin üremelerine müsait iklimi. Nadiren de olsa sorucuklar birleşip kocaman bir soru işareti olarak karşıma dikilirler yekpare.

Durup anlattığı filmi izlemeye devam etti bir süre. Açık olmanın bu kadar zor olduğunu tahmin etmezdi hiç ama biraz dikkat edince böyle süregeldiğini anladı. İyi ya da kötü, insan aynı şeyleri aynı şekilde yapmaya neden devam ederki? Bunu düşünürken maskelerinden birini giydi garson yüzüne hala hayran hayran bakarken. Neden hep aynı şekilde devam etmek istesin insan? Bir sebebi olmalı diye düşünürken aklının orta yerine davetsiz ve yüzsüz bir misafir gibi oturdu neden. Düşünce akışında küçük bir baraj oluşturdu. Maskesi olmasaydı aklına bir şey takıldığını zannedebilirdi güzel kadın (Oysa kadın her şeyin farkındaydı). Olanı kabul etmek olmayanı yaratmaktan kolaydır ifadesi bürüdü yüzünü kendisinin ve maskesinin arasına sıkışarak. Başka bir ihtimal, başka bir yol, başka bir hayat hayal etmez insan. Hazırı sever. Bendini kuran gidecekmiş gibi görünmüyordu ama uygun bir yoluyla en azından kenara çekimesini rica etti.

Ben yine istediğim sorudan başlayacağım ve birazdan onun heyecanla beklediği filmin finalini söyleyip tüm büyüyü canlı canlı mezara gömeceğim. O bunları bilmiyor oysa (Biliyordu oysa). Hırsız her zamanki gibi uşak olacak. Bayan Margarette’nin kolyesinin çalınmış olması ya da Bay Swensenn’nin altın kaplama köstekli saatinin kaybolması arasında bir fark olmayacak. Uşak suçlanacak ve infaz edilecek. Kahramanımız oyunun tam ortasında bir uşağa dönüşecekti. Bu arabanın balkabağına dönüşmesi gibi değildir. Bu seyirciyi şaşırtır ve heyecanlandırırdı ama tüm umutlarını bağladıkları ana karakterin uşak aslında uşak çıkmasını kaldıramayabilir. Ama herkes üzerine düşeni yapmak zorundaydı bu gezegende. Güneş ısıtmıştı, garson çayları getirirken hayallerini kurmuştu bir bir. Sıra ondaydı artık. Onunki de çarklara çomak sokmaktı. Kısır döngüler özel ilgi alanıydı. Zamanı gelmişti bu boşa dönen çarkın durması gerekti artık.

Karşısındaki biliyor gibiydi neler olacağını. Onun bilmediği başka maskeler takıyordu kadın oysa. İnsanlığın mirasını reddetmemişti o, aksine benimsemişti, mantıksız olduğunu düşünse de. İnce çizgilerde ipsiz yürümekten iyi diye karar kılmıştı. Sadece daha önce olduğu ve gelecekte de olacağını bildiği gibi davranıyordu. O da farkındaydı karşısındakinin maske taktığının ve maskesinin arkasında neler olduğunun (En azından finalden önce farketmişti bunu kadının yüzünde). Bir an da durdu ve bir süre baktı önce maskesine daha sonra gözlerinden içeri, derinlere. Neden diye sorar gibiydi bakışları ama değişti sonra ve hafif kırışıklıklar oluşturdu şakaklarında ve kaşlarının arasında. Çatlaklardan sıçrayanlar maskesini parçaladı. Hırsızın yine uşak olduğu ortaya çıktı ama uşak buna şaşırmadı. Bayan Margarette kaybolan kolyesini umursamadı ve gitti. Garsonun umutları hayallerinin üzerine çöktü. Kısaca olan garsona oldu. Giderken ‘neden’ kelimesi başka manalara büründü kırışıkların arasında; balta, kıymık, çomak....Kısır döngü çomağı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder