Tüm
şartlar uygundu. Doğanın bu şansız gezegeni bayram yerine çevirdiği günlerden
biriydi. O gün barış ilan etmişti güneş dünya ile kendi kendine. Engelleri
kaldırmış, alabildiğine vermişti neyi varsa gezegene. En azından bulunduğu
noktası için. Dikkatli dinleseydi herkes farkına varabilirdi hayranı oldukları
tüm melodilerin kuşlardan geldiğini. Kesinlikle fark ederlerdi en sevdikleri
kazaklarının renginin bir taşin rengi olduğunu. Güneştendir belki de diye
düşündü kendi kendine çayını yudumlarken, karşısındaki önceki gün izlediği
filmi anlatıyordu. Zamanla geliştirmişti bu rol yapma oyununu, bir şey
anlatılırken pür dikkat dinliyor gözüküp ince çizgilerde gezinmeyi. Anlatmazdı
bu çizgileri kimseye. Anlatmak istemezdi. Çok ince çizgilerdi, görülmesi zor.
Ya güneş çok parlaktı ve alıyordu gözlerini ya da bu şahsi bir lanetti. Bahsi
geçen film ilgisini çekmese de dikkatlice dinliyormuş gibi bir maske takmıştı. Gözleri
alındığından onun gözlerini de göremiyorlardı anlaşılan.
Boşalan
bardakları gören garson masaya geldi ve bardaklarını alırken bir tane daha alıp
almayacaklarını sorar gibi baktı yüzüne. Eliyle iki işareti yapıp gözlerinin
kepenklerini indirip kaldırdı. Bir bakıma emrivaki sayılırdı bu yaptığı ama
karşısındaki bu gibi durumlara dikkat edemeyecek kadar işgal altındaydı. Bu
gibi şeyler ayrıntıydı ve ana hedef önünde bir engel teşkil etmiyordu henüz.
Bunlar ikinci ya da üçüncü perde konularıydı. En azından esas kız, esas oğlan
karakterleri belirlenmeliydi. Trajediler ve entrikalar sonra başlardı. Hayran
bakışlarla getirdi garson dumanı üzerinde çayları ince belli kılıfları içinde. Yüzündeki
ifadeden gün gibi aşikârdı bir esas kız dilediği, gece boyu hayaller kurduğu,
beraber oldukları düşüncesi için onu görmeden deli gibi çalışmayı çoktan kabul
ettiği. O da hayran bir bakış attı garsona. Onun gibi olmak isteyen garson gibi
olmayı isterdi.
Maskesini
çıkardı gizlice. Çayın kucağına bıraktığı küp şeklindeki şeker daha tamamen
teslim olmadan bir sigara çıkardı paketinden. ‘Sigara içmek öldürür’ yazıyordu üzerinde, aldırmadı hiç.
Yaşadıklarını nereden çıkarıyorlar da ölmekten bahsediyorlardı, diye geçirdi
içinden. Öldürmek yerine yaşamakta olduğunu hissettiryordu ona. Her içine
çektiği nefesin yaşam fonksiyonlarında yarattığı bir anlık duraksama hoşuna
gidiyordu. Alkolün damarlarında ipinden salınmış gibi akmasının çocukluğunun
kan ter içinde biten günlerinin tatlı uyuşukluğu ile aynı hissi yaratması hissi.
Daha ne kadar zaman geçmesi gerek derken konuyu kestirip attı. Karşında oturan hala
anlatıyordu filmi. Bu sefer dinlemeye karar verdi ama o ne anlattığını
önemsemiyor gibiydi, sadece anlatmak istiyordu.
Bir zincirleme olaylar tamlaması gibi hayat. Bir
kısır döngü. İnsan neden içine düştüğü durumu başkalarına yaşatmak istesindiki,
hastalıklı bir ruh hali. Şimdi bana bir aşk filmi anlatmakta olan bu güzel
kadına bunu nasıl yapabilirim ya da onun bana yapmasına nasıl izin veririm? O
beynimi binlerce eyalete bölmüş ince çizgileri ona nasıl anlatabilirim? Her
şeyden önce ise beş dakika konuşup sonuca bağlayabileceğimiz konuyu bir haftaya
yaymak zorunda mıyız? Bu kadar yeşilçam romantizmi biraz fazla değil mi? Sorular
ökaryotik. Çok bölmeli beynimin üremelerine müsait iklimi. Nadiren de olsa
sorucuklar birleşip kocaman bir soru işareti olarak karşıma dikilirler yekpare.
Durup
anlattığı filmi izlemeye devam etti bir süre. Açık olmanın bu kadar zor
olduğunu tahmin etmezdi hiç ama biraz dikkat edince böyle süregeldiğini anladı.
İyi ya da kötü, insan aynı şeyleri aynı şekilde yapmaya neden devam ederki? Bunu
düşünürken maskelerinden birini giydi garson yüzüne hala hayran hayran
bakarken. Neden hep aynı şekilde devam etmek istesin insan? Bir sebebi olmalı
diye düşünürken aklının orta yerine davetsiz ve yüzsüz bir misafir gibi oturdu
neden. Düşünce akışında küçük bir baraj oluşturdu. Maskesi olmasaydı aklına bir
şey takıldığını zannedebilirdi güzel kadın (Oysa kadın her şeyin farkındaydı). Olanı
kabul etmek olmayanı yaratmaktan kolaydır ifadesi bürüdü yüzünü kendisinin ve
maskesinin arasına sıkışarak. Başka bir ihtimal, başka bir yol, başka bir hayat
hayal etmez insan. Hazırı sever. Bendini kuran gidecekmiş gibi görünmüyordu ama
uygun bir yoluyla en azından kenara çekimesini rica etti.
Ben
yine istediğim sorudan başlayacağım ve birazdan onun heyecanla beklediği filmin
finalini söyleyip tüm büyüyü canlı canlı mezara gömeceğim. O bunları bilmiyor
oysa (Biliyordu oysa). Hırsız her zamanki gibi uşak olacak. Bayan
Margarette’nin kolyesinin çalınmış olması ya da Bay Swensenn’nin altın kaplama
köstekli saatinin kaybolması arasında bir fark olmayacak. Uşak suçlanacak ve
infaz edilecek. Kahramanımız oyunun tam ortasında bir uşağa dönüşecekti. Bu
arabanın balkabağına dönüşmesi gibi değildir. Bu seyirciyi şaşırtır ve
heyecanlandırırdı ama tüm umutlarını bağladıkları ana karakterin uşak aslında
uşak çıkmasını kaldıramayabilir. Ama herkes üzerine düşeni yapmak zorundaydı bu
gezegende. Güneş ısıtmıştı, garson çayları getirirken hayallerini kurmuştu bir
bir. Sıra ondaydı artık. Onunki de çarklara çomak sokmaktı. Kısır döngüler özel
ilgi alanıydı. Zamanı gelmişti bu boşa dönen çarkın durması gerekti artık.
Karşısındaki
biliyor gibiydi neler olacağını. Onun bilmediği başka maskeler takıyordu kadın
oysa. İnsanlığın mirasını reddetmemişti o, aksine benimsemişti, mantıksız
olduğunu düşünse de. İnce çizgilerde ipsiz yürümekten iyi diye karar kılmıştı.
Sadece daha önce olduğu ve gelecekte de olacağını bildiği gibi davranıyordu. O
da farkındaydı karşısındakinin maske taktığının ve maskesinin arkasında neler
olduğunun (En azından finalden önce farketmişti bunu kadının yüzünde). Bir an
da durdu ve bir süre baktı önce maskesine daha sonra gözlerinden içeri,
derinlere. Neden diye sorar gibiydi bakışları ama değişti sonra ve hafif
kırışıklıklar oluşturdu şakaklarında ve kaşlarının arasında. Çatlaklardan sıçrayanlar
maskesini parçaladı. Hırsızın yine uşak olduğu ortaya çıktı ama uşak buna
şaşırmadı. Bayan Margarette kaybolan kolyesini umursamadı ve gitti. Garsonun
umutları hayallerinin üzerine çöktü. Kısaca olan garsona oldu. Giderken ‘neden’
kelimesi başka manalara büründü kırışıkların arasında; balta, kıymık,
çomak....Kısır döngü çomağı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder