Gözlerini araladı bir anda, sersem sersem bakındı etrafına. Bir süre idrak edemedi çevresinde olup biteni. Nereden geldiğini, nereye gideceğini kestiremeden bakındı etrafına şaşkın şaşkın. Kuşatılmıştı; mavi ve yeşil... Mavi denizden geldiğini düşünebilirdi; yüzünde sudan çıkmış balık şaşkınlığı. Tepelerden indiğini de düşünebilirdi; susuzluğa alışık bir otun kuruluğu dudaklarında. Şaşkınlığından ya da değil, bir süre havada asılı kaldı olasılıklar. Havayla ilk münasebetinden solungaçlarını alevler sarmış bir balık ya da bildiği dünyanın sonuna gelmiş bir yalıçapkını. Önünde sonu olmayan bir mavi arkasında ise dipsiz bir kuyu gibi yeşil...İki tarafta da tek gördüğü tutkuydu. Bir ulaşma çabası; göklere yükselen ağaçlar yere serilmiş son bir gayretle ulaşmaya çalışıyordu bir şeylere, kayalıklara dayanmış mavi ise yerinden doğrulmaya çalışan bir dev gibi yükselip alçalıyordu. Kavuşmak isteyen iki sevgili gibi geldi önce ve tek engel kendisiydi sanki aralarında; eski filmlerden bir kötü adam karakteri hissi içinde. Tutamadı içinde o hissi, araya giren değil, arada kalandı asıl diye düşündü sonra kendince. İki renk de onu almaya çalışıyormuş gibi geldi sonra. Sınırlarında geziniyorlardı. Şaşkınlığı hala geçmemişti oysa, o anda farketti. Bir irkilme ile kendine geldi, sanki biri dürtmüş gibi. Rüzgar sunuları getirdi önüne. Mavinin yosun kokuları yeşilin çiçek kokularına karıştı bir anda. Karar vermek mi gerekiyordu? Ne farkederdi ki; aynıydı işte, ikisi de yeni bir dünya sunuyordu ona. Derin mavi bambaşka bir hayat vaad ediyordu ona ama boğulup gitmek de vardı. Dipsiz yeşil kulağına getirdiği melodilerle cezbediyordu ama yeşilin içinde yolunu kaybedip yitmek de vardı. Pek de farklı değildi seçenekler, mutlu son yada trajedi... Aynı. Araf gibi işte, arada bir yerlerde. Tek bir fark vardı; iki taraf da cennet olabilir, iki taraf da cehenneme dönüşebilir. O zaman karar vermeye gerek yok diye düşündü bir an.
Ona ayrılan yere, kayalığa oturdu ve kafasını doldurmuş olan tüm olasılıkları bir kenara bırakıp bekledi bir süre. Sadece dinledi. Mavi yeşile kıyasla daha agresifti. Yerinde duramıyordu, yeşili kastediyordu ve ‘onun hayat kaynağı da benim!’ der gibi bir hali vardı. Karasızlığına tatlı sert bir eleştiri. Yeşil ise daha dingindi. Teslimiyeti kabul etmiş, sadece bekliyordu. Sağında kalıyordu sıcak küre onu azar azar kemiren ufukla birlikte. Mavi mi, yeşil mi çok da farketmiyordu işte. Olasılıklara üçüncü şahıstan bakınca karar vermek gibi bir durum da söz konusu değildi. Sonu düşününce hiçbir şeyin tadına varamıyor insan. Her güzelliğin bir sonu vardı, kaçınılmaz. Sonu olmazsa ne çekiciliği ne de kıymeti kalırdı. Hayat da güzeldi ama ölmek dedikleri son olmasa belki de bu kadar tatlı gelmezdi insana. Bu açıdan bakınca insanoğlunun dünyaya sürülmesi belki de başına gelenlerin en iyisiydi. Sürgün eden tanrı cezalandırmak yerine ödüllendirmişti bizi. Belki de tek pişmanlığıdır yaratıcının. Kendini de ölümlü kılmak elinden gelir mi acaba? Böyle bir imkanı olsa yapar mıydı ki? Kim bilir?
Sadece kalan zamanının keyfini çıkarıyordu kendi kendine renklerin tutkularına aldırmadan. Bir kavşağa gelmiş gibi iki dünyayı bu kadar yakın bulmak mümkün olmayabilirdi. Aynı fotoğrafın farklı renklerden basılması gibi renkler dışında herşey aynı, çekicilikleri ise kişiye bağlıydı. O zamana kadar da pek faydasını görmemişti, o anda da görmedi. Düşünme yetisi olasılıkları çoğaltıp durumu daha da karmaşıklaştırmaktan başka bir işe yaramıyordu. İnsan vücudunu azad edebilse ne güzel olurdu. Bir kenara çekilip izleyebilseydi keşke. Bu gibi durumlarda işe yarardı. Muhtemellerin arasında sıkışıp kalmaktan ve yedi farkı bulmanın eşleştirmelerini yapmaktan kurtulurdu. Önündeki seçenekler çoğaldıkça daha da çekilmez oluyordu herşey. Zebercet misali özgürlük bir noktadan sonra katlanılmaz bir hal alıyordu. Ufuk hala emiyordu sarı topun kumlarını, bitirememişti bir türlü. Nedense mavi de insanı çeken bir şeyler vardı. Belki de asabiyetinde haklılık payı vardı, yine ‘yeşilin de yeşil olması yine bendendir’ der gibi fevri tavırlarındaki gerginlik. Kafasında biriken olasılıkları diğerlerinin arasına koydu, gözlerini kapatıp keyfini çıkarmaya çalıştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder