26 Eylül 2012 Çarşamba

Bay Kimliksiz ve Kişisel Sayıklamaları III : Aşk...


          Birden fırladı yerinden sanki uzun zamandır düşündüğü sorunun cevabını bulmuş gibi heyecanlı. Farketti ki, ne bir şey bulduğu vardı ne de bir sorgulamaya son noktaya koymuştu. Gayri-ihtiyari bir hareketlenmedir olmuştu, önemli bir şey yoktu. Yavaş yavaş kendine geldi, etrafını algılamaya başladı ufak ufak parçalar halinde. Önce şaşkın bir ifade bürüdü yüzünü, gerildi yüz hatları. Sonra gevşedi, bir rahatlama hissi aynı hatlarda bir devam filmi gibi. Ani yükselişinin aksine sakin bir şekilde yerine oturdu. Güneş dünyanın sınırlarını kırmızıya boyamıştı bile. Yine fırladı yerinden kurulmuş bir oyuncak edasıyla ve ahşap; ne varsa içeri davet eden pencerenin kenarına dayandı. Destek arar gibi bir hali vardı. Artık tek başına durmakta zorlandığını hissetti. Gençlik yada yaşlılıkla alakası yoktu. Dışındaki dünyayı seyre daldı dayanacak bir şey bulmuşken, zamanını değerlendirmek istedi belki de. Dışarıdan bir başkent soğukluğu doluyordu içeriye, aldırmadı. Bir sigara yaktı, derinlere doğru bir nefes çekti. Olması gerektiği gibi akıyordu dışarıdaki hayat, kuralları dahilinde. Atılan adımlar gayri ihtiyari ama düzen çerçevesinde; kırmızı yandığında kendinden duruyor adımlar. Bakışlarda içgüdünün saflığı ama aynı kavşağın ışıksızlığında sürücünün temkinli davranışları; çatık kaşların sebep olduğu tek ölülü kazalar. Kendini canlı bir varlık zanneden bir androidin teki insan işte. Kurallar virüs muamelesi yapar duygulara, engellenirler. Kodları kırılamaz. Toplumda yaşamanın telifidir. Üretici anonimdir ve her hakkı saklıdır.

Bir çift insana takıldı gözleri. Alnındaki gerilme ve gözlerinin odağındaki keskinleşme zamanın aynı diliminde gerçekleşti. Erkek olanın aklından neler geçtiği ya da söylemek istedikleri kesin ve açıktı. Kadın ise daha çok hamlelerini karşıdakinin hareketketlerine göre düzenlemek ister gibiydi. İstediği bir adımı görmesi durumunda ya kayıtsız kalacak ya da bir adıma iki adımla karşılık verecek. İki tarafta da bir gerginlik gözleniyordu bariz ve ufukla simetri yaratmak ister gibi; yüzlerde kızıllık, gözlerde ışık. Birindeki kararsızlık diğerindeki belirsizlik aynı. Yüzlerindeki sebepsiz gülümsemeler, fazla yakınlaşıldığında artan kalp ritmi, beyinlerini işgal eden tek bir düşünce ve türevleri; dudaklarını birleştirmek, bedenlerini birbirine dolamak, Salmakis olmak. İnsan ve en büyük düşman muamelesi yaptığı doğası. Her cinayetin tek şüphelisi ve göstermelik bir sorgudan sonra tek suçlu; sabit ve kadrolu. Bir virüs ve alt türleri.

Bir çift insancık görüyordu sadece, virüse karşı mücadele eden. Tutku diyordu kimi adına, kimi takıntı, kimi de aşk. Hepsi de bir çeşit hastalıktan bahseder gibi söylemler. Belki de haklılar. Duyguların talep ettiklerini fiziğin imkanları karşılayamıyordu. Hayallerin sınırsızlığına eşitlenemiyordu dünyanın sundukları. Genelde bitsin ister insan, nihai bir şeyler bekler sabırsızca. Önce bir son ister, sonra yeni bir başlangıç. Belki de insanın sonsuzluğu talep ettiği nadir zamanlardandır bu anlar. Ama virüstür. Kendisi de dahil her şeyin bir sonu olduğu bir gezegende sonsuzluğu arzulamak kimin haddine. Günlük hayatı sekteye uğratır, düzen bozar, bencilleştirir. Görüşü düşürür kanında yayıldıkça; caddelerin yanıp sönen kırmızısı görünmez olur. Ayakların imkanını bulsa ayrı ayrı yerlere gitmeye dünden razıdır. Bu yüzdendir yürürken yalpalamalar. Vücudun parçaları bağımsızlıklarını keyfini çıkarırken seninki bir çeşit dar ağacı yürüyüşü. Bütün dikkati bir noktaya odaklarken, düşünceleri kısırlaştırır. Fikirler güncelliğini yitirir. İlk kıvılcım dedikleri anda kalırsın ister istemez. Hayatındaki sekteler çoğaldıkça bir iç savaştır başlar vücudunun sınırları dahilinde. Bir tarafın istedikleri diğeri için cinayet sebebi bir küfür. İkilemler yaşarsın, hangi tarafı tutacağını şaşırırsın. Saçmalamalar eklenir ayaklarının yalpalamalarına. Bazen farkında olmazsın ama aradığın tek bir şeydir. O ana kadar elde etmek için uğraştığın her şeyi bir hamlede bitirebilecek kadar sakıncalıdır. Sana yaşayan bir varlık olduğunu hatırlatacak kadar da büyülü hissedersin damarlarındaki hayat sıvın kendi rekorlarını üst üste kırarken. Ulaşmaya çalışmak işin başlangıcıdır, asıl mesele elde ettiğinde başlar. Bilmezsin ama öğrenirsin. Ne de olsa tecrübe etmek en güzel ama acı yoludur öğrenmenin. Öğrenirsin nihayetinde. O zaman görürsün oyunun ikinci perdesini. Başka hiçbir şeyin önemi kalmaz. Kar kaplar tüm tarlalarını, hayatı ifade eden bir tek kardelenler kalır hayatının kırlarında. Gerisi, sonsuza kadar beyaz.

Hep böyle olurdu. Yalnızca hafızasının bir kenarına attığı bir şeyi hatırladığı zaman çıkabilirdi saplanıp kaldığı ve giderek dibe battığı düşüncelerinden. ‘...aklının diğer tarafında uyur hep. Kalbindeki kuraklık artınca uyanır sadece. Gözlerini araladığında yağmurlar başlar düşüncelerinin tarlalarında. Ruhun çiçek açar, bahar gelir ilk damla düştüğünde; bir anda’  diye tabir etmişti o, adını hiç hatırlamadığı. Yazmış sadece, ne isim ne de bir takma ad kondurmamış.

          Ahşap içeri biraz fazla misafir almaya başlamıştı, ürperdi birden. Dışardaki insancıklar da gözden kaybolmak üzereydiler. Aynı virüslü hareketleri sergilerken yolun köşesinde kayboldular. Çevrelerindekiler ise aynı umarsız tavırlarıyla dekor oluşturuyorlardı. Onlar virüsü kabullenmişlerdi ve yadsımıyorlardı ama ahşap pencerenin bu tarafındaki virüs tehlikeliydi ve bu yüzden pencerenin diğer tarafındaydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder